YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Günaydın, toplantıda şunları söyledi: “Bugün öncelikle üzücü bir haberi sizlerle paylaşmak isterim. 22’nci ve 23’üncü Dönem Tokat Milletvekilimiz, Türkiye’nin önemli sanayicilerinden ve işadamlarından Sayın Orhan Dere’nin vefat haberini kamuoyuyla paylaşmanın üzüntüsünü duyuyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Benim de ayrıca bir hemşerim ve ağabeyim olması nedeniyle özel bir üzüntümü de sizlerle paylaşmak isterim. Bu sabah yeni bir operasyon haberiyle uyandık. Bu kez de Etimesgut Belediyemize bir operasyon yapıldı. Hatırlayacaksınız, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı 12 Haziran 2026 tarihinde Aykut Çelik olmak üzere tanıtılmıştı. Başka bir deyişle, mevcut Cumhuriyet Başsavcısı Gökhan Karaköse, Yargıtay üyeliğine tayin edilmiş, atanmış ve yerine İstanbul'da Akın Gürlek'in yardımcısı olan Aykut Çelik Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmıştı. Tarihi bir daha hatırlayalım: 12 Haziran 2026. Bundan tam 1 ay sonra, 12 Temmuz 2026 tarihinde Çankaya Belediyesine operasyon yapıldı. 12 Haziran-12 Temmuz... Arkasından Çankaya Belediye Başkanımız Hüseyin Can Güner ve çok sayıda insan tutuklandı. Bunun üzerinden de iki haftadan biraz fazla bir zaman geçti ve bugün 30 Temmuz günü Etimesgut Belediyemize de bir operasyon yapıldı. Böylece tutuklu belediye başkanı sayımız 28'e, gözaltındaki belediye başkanı sayımız 2'ye çıktı, operasyon yapılan belediye sayımız da 42 olarak ortaya yeniden çıktı. Şimdi soralım ve söyleyelim: Bu belediyelerin içerisinde operasyon yapılan bir tane AKP ve MHP belediyesi neden yok? Bunların tamamı sütten çıkmış ak kaşık mı? Etimesgut Belediyesine bir operasyon yapacaksan, bir soruşturma yapacaksan, belediye başkanını insani bir saatte davet etsen gelmez mi? Bütün bu soruları kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz. Bizim bırakmamıza da gerek yok, kamuoyunun vicdanı zaten bunu taşıyor.”
“Kısa bir hatırlatma yapalım: Erdal Beşikçioğlu bundan 28 ay evvel Etimesgut Belediyesini yüzde 56.61'lik bir oy oranıyla kazanmıştı. Kaç oy almıştı? 203 bin oy almıştı. Peki, AKP ve MHP'nin birlikte çıkarttığı aday olan Enver Demirel ne kadar oy alabilmişti? 117 bin oy alabilmişti. Demek ki, AKP ve MHP toplamına yaklaşık 100 bin fark atan ve böylece belediyeyi kazanan Erdal Beşikçioğlu'nu 28 ay sonra görevden alıyorsunuz. Evet, belediye başkanını görevden alıyorsunuz da milletin gönlünden halkçı belediyeciliği alabilecek misiniz? Bunu ayrıca konuşmak ve tartışmak gerekiyor. Tabii şunu da ifade edelim; biraz evvel Aykut Çelik'in atanması ile Çankaya Belediyesine operasyonun arasının tam 30 gün olduğunu söylemiştim. Benzer bir ilişki Akın Gürlek ve Esenyurt operasyonu arasında kurulabilir mi? Evet, Akın Gürlek de 2 Ekim 2014 tarihinde İstanbul'a Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanmıştı ve 30 Ekim'de, yani yaklaşık 1 ay sonra Esenyurt Belediyemize ilk operasyon yapılmıştı. Yani filmi bir baştan sona sar, bir sondan tekrar başa sar; aynı filmi izleyip duruyoruz. Tabii burada vicdanı olanla olmayanın arasındaki fark da ortaya çıkıyor. Dün AKP'nin grup başkanvekili ‘evinden alınması gerekiyorsa evinden de alınır’ dedi. Bir kadın grup başkanvekili ve milletvekili, bir başka kadın belediye başkanı için ‘hiç olmazsa çağrı yapılıp ifadesine başvurulsa daha iyi olurdu’ diyebilecek bir vicdan taşımak yerine, ‘evinden alınması gerekiyorsa evinden alınır’ dedi. Yani evinden alınması gereken ne vardı acaba Sinem Dedetaş'ın? Kaçıyor muydu? Delilleri mi karartıyordu? İfadeye çağrılsa ne kaybedilirdi? Vicdanın kaybedilmesi bu kadar basit olabilir mi? Tabii Ankara'dan bu ses geliyor, Afyon'dan da başka bir ses geliyor: ‘Eden bulur’ diyebiliyor. Kim ne etmiş, kim ne bulmuş? Biz zaman içerisinde görürüz ama bu zaman içerisinde vicdanını ve ahlakını kaybedenleri bu toplum asla unutmayacak. Bunu ifade etmek isterim.”
“Arkadaşlar bir başka tartışma konusu. Tabii fırsat buldukça Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne saldırmak; bazen AKP ve MHP mihraklarından, bazen trollerden, bazen yeni siyasetçilerden, bazen baba-oğul dışarıya asla çıkamaması gerekenlerden, bazen de siyasetin çöplüğüne çoktan karışmış olanlardan çeşitli sesler yükseliyor. Efendim son günlerde Türkiye'de sadece Ankara'da değil, ishal, kusma, mide bulantısı vakalarında artışlar var. Bu yaz aylarında görülen bir şey. Bir kere daha ifade ediyorum; sadece Ankara'da değil, Türkiye'nin her tarafında görülüyor. Bunun üzerine troller biraz evvel saydığım kapsamda bunun Ankara'nın içme suyundan kaynaklandığını söylüyorlar. Peki, Ankara'nın içme suyu, yani yurttaşa musluklardan iletilen şebeke suyu düzenli aralıklarla denetleniyor ve kontrol ediliyor mu? Evet. Sağlık Bakanlığı, Sağlık İl Müdürlüğü ve ASKİ kendi laboratuvarlarında bunları düzenli olarak denetliyor. Bakın 2026 yılı Temmuz ayında Ankara halkına sunulan içme suyunun kalite kontrol ortalama sonuçlarını Ankara Büyükşehir Belediyemiz üç sayfa halinde yayınladı. Bu üç sayfada normal değerlerin dışında olan bir tek değer yok. Bu ASKİ laboratuvar sonuçlarıdır. Eğer Ankara Sağlık Müdürlüğünün elinde bunun hilafına bir değer olsaydı zaten onlarda bugüne kadar açıklarlardı? Şimdi bu tablo çok ortada olmasına rağmen 7 gün, 24 saat esasına göre bu analizler sürdürülmesine ve kamuoyunda da paylaşılmasına rağmen, en son dün de yapılan analizde bir sorun çıkmamasına rağmen söylediğim gibi troller bunu paylaşmaya devam ediyorlar. Tabii şunu da ifade edelim: Türkiye'de enfeksiyon hastalıkları konusunda uzman olan akademisyenler, ‘şebeke suyundan kaynaklanan salgın başka şeylere benzemez, bazen klorlamanın etkisiz hale geldiği kaçışlar olabilir, çok yağmurlu dönemlerde borulardan sızıntı olabilir ama bu böyle bir mevsimlik artış gösteremez’ diyor. Yani ‘azıcık bilen bunun şebeke suyundan kaynaklanmadığını zaten görür’ diyor. ‘Ağır seyirli viral ishaller nedeniyle sağlık sistemine başvuru ve tespit çok. Ancak bu yalnızca Ankara'da değil, bütün Türkiye'de böyle’ diye akademisyenler, ilgili alanın profesörleri açıklama yapıyorlar. Ama ne gam?”
“Şimdi bir özel paragraf açmayı hak eden bir kişi var. Antalya'da 660, Ankara'da 133 olmak üzere 843 dairesi tespit edilince önce yalanlamaya kalkan, sonra da bunlar ‘babadan kalma’ diye zavallı savunmaların içine düşenler, buralardan siyasi ikbal peşine düşmüş görünüyorlar. Başka kapıya kardeşim. Ankara Büyükşehir Belediyemiz halkına namuslu ve kaliteli hizmet vermeye devam ediyor. Başka kapıya. Şimdi bir başka polemik; memleketin sorunları orta yerde dev gibi büyümüşken, insanlar polemiklerle uğraşmaya devam ediyorlar. Bunlarda da bir kapsam sayalım. Eski milletvekili olup şu anda maaşlı trol olarak çeşitli televizyonlarda çalışanlar var. O televizyonlarda YENİ Parti'ye ve bizlere saldırarak para kazanan, ailesinin geçimini sağlayan zengin olanlar var. Onları bir tarafa bırakalım. Onlara eklemlenen küçük-büyük troller var ellerindeki belediyelerden hâlâ finanse ettikleri, çok k2atlı gökdelenlerin iletişim bölümlerinden finanse edilen, maaş alan troller var. Ne yazmış onlar? Şimdi bunlara bir de Yeni Şafak eklenmiş, bu sürpriz değil: Bağış polemiği. Efendim Gökhan Günaydın demiş ki: ‘Partinin parasal sorunu yok. Buna karşılık Genel Başkan ‘paramız yok, vatandaştan bağış istiyoruz’ demiş. Bu çelişki nasıl olabilirmiş? Bunun kaynağını açıklamalılarmış. Hatta burada da durmuyorlar, devam ediyorlar. Diyorlar ki: ‘Gökhan Günaydın'ın sözünü ettiği mali kaynağın hangi gelirlerden oluştuğunu kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Özel ile ortaya çıkan söylem farklılığının giderilmesi gerekiyor.”
“Bre insafsızlar! Şimdi bir şey söyleyeceğim. Hak etmiyor değiller, ağır bir söz ama hak etmiyor değiller. İnsan mümkünse yalan söylememeli. Yalan söylemek zorunda kalırsa yüzü kızarmalı. Böylece hâlâ insanlığının devam ettiğine ilişkin bir işaret almalı insanlar. Peki, yalanı defalarca ortaya çıkartılmasına rağmen, aynı pişkinlikle bu sefer başka yalanları söylemeye devam edenlere ve buradan da geçim sağlayanlara ne demeli? Ya yazıklar olsun! Peki, neden bunu söylüyorum? Bakın bahsettikleri benim konuşmam bir Koza TV yayınında aynen açıklamasını, aynen dökümünü veriyorum: ‘Siyasi Partiler Kanunu'na göre 84 bin lira tavan olmak üzere nakdi yardım ve bu bedele karşılık gelecek şekilde ayni yardım yapılabilir. YENİ Parti'nin genel merkezi bu çerçeve içerisinde gerekli resmi açıklamaları yapacak. O saatten sonra bağış toplarız’ diyorum ben. ‘Yeri gelmişken şunu söyleyeyim. Hani Devlet Bahçeli'nin bir açıklaması var ya: Hazine yardımından şu alınsın, bu alınsın... Ben size çok açık söyleyeyim, Hazine yardımı peşinde falan değiliz. Hazine yardımı da almasın bu parti.’ Sonra şöyle devam ediyorum: ‘Bu partinin parasal bir sorunu yok. Bu partinin kamu kaynağına ihtiyacı yok’ diyorum ve devam ediyorum: ‘Bugün konuştuk, milletvekillerimiz kendi bağışlarını zaten yapıyorlar, paralarını kestiriyorlar. Ayrıca 'ekinimin yarısını sana vereceğim' diyenden, 'senin için tosun besliyorum' diyen insana kadar, 'emekli maaşımın yarısını, dörtte birini sana vereceğim' diyenden, '2 aylığımı, 3 aylığımı sana vereceğim' diyene kadar büyük bir toplumsal destek görüyoruz. Siyasal partiler aslında aidatlar üzerinden yürür. Biz geniş bir üyelik platformu ve buna bağlı aidat sistemi yapacağız ve böylece çok kısa süre içerisinde milyonların üzerine çıkacak üye sayısına sahip olacağımız konusunda kuşkum yok. Dolayısıyla YENİ Parti kendi kaynağını kendi kuralları uyarınca kendine yakışır bir şekilde oluşturacak ve hayata geçirecektir."
“Şimdi bu cümleler üzerinden ahlaksızlar ordusu, ‘Gökhan Günaydın ve Özgür Özel arasında farklı ve çelişkili söylemler var’ diyorlar ve bunu öyle bir yere götürüyorlar ki, ‘paramız yok diyen Gökhan Günaydın parasının kaynağını açıklasın...’Be insafsızlar! Şu Türkiye Büyük Millet Meclisinde mal varlığını talep üzerine açıklamış ilk ve tek milletvekili benim. Fazla uzun da sürmedi zaten, 3 satırda mal varlığımı açıkladım. Buna bu başlığı atacağına, ‘bağış polemiği’ başlığına atacağına, Gökhan Günaydın'a mal varlığını açıklasın diyen Gökçek'ler ve onların trolleri ve AKP'li MHP'li milletvekillerinden ‘bir tanesi de şu sıraya eklensin ve mal varlığını açıklasın’ diye yazamıyor musunuz? Bunun peşine düşebilecek bir basın kalmadı mı bu memlekette? Dolayısıyla tabloyu buralardan görmek ve buralardan okumak lazım. Polemik yapanlar için de şunu söyleyeyim. Polemik peşinde değiliz. Biz evvelsi gün tekstilin sorunlarını araştırma önergesi olarak Meclise indirdik, dün esnafın sorunlarını konuştuk, bugün tarımın sorunlarını konuşacağız. Siz polemik peşinde koşun, biz memleketin derdinin peşinde koşmaya devam edeceğiz.”
“Orman yangınları memleketi kasıp kavuruyor. Çanakkale, Muğla, Yalova, Antalya, Kütahya, Balıkesir başta olmak üzere bir çok noktada orman yangınları var. Elbette sıcaklığın çok yükseldiği ve nemin önemli ölçüde düştüğü bu ortamda yangınlar sadece Türkiye'de değil, İspanya ve Yunanistan'da da oluyor. Ama bizim bir farkımız var. Biz sürekli şunu söylüyoruz. Orman yangınları meselesinde kamunun daha etkin, daha iyi bir filoya sahip olması gerektiğini düşünenleri, orman yangınlarını teşvik etmekle suçlayan bir akla sahip bu memleketin idaresi. Hep bize şunu söylüyorlar ‘tespiti iki dakikada, ilk müdahalesi, 11 dakikada...’ Ya tespiti 2 dakikada, ilk müdahalesi 11 dakikada; Madra ormanından bana insanlar cayır cayır telefon ediyorlar: ‘Yanıyoruz! Evlerimize, işletmelerimize kadar dayandı yangın ve bir tane hava aracı, bir tane karadan müdahale eden göremiyoruz.’ Kuşkusuz orada çalışan arkadaşlarımıza içtenlikle teşekkür ederiz, itfaiye personelimize ve onun yardımcı personeline. Belediyelerimiz o yangınların söndürülmesi için her türlü çabanın içerisinde oluyor. Fakat bu 11 dakika ve 2 dakika polemiği eğer geçerliyse, neden biz bu yangınları daha büyümeden bastıramıyoruz? Orman teşkilatında liyakate dayalı olmayan ve yangında yetkin olmayan personelin bu alanlarda çalıştırılmasının yangın meselesindeki etkinliği azalttığına ilişkin haklı eleştiriler bir kulaktan giriyor, öbür kulaktan çıkıyor. Bunu da ifade etmek isterim. Mevcut devam eden yangınların bir an evvel söndürülmesi, mal ve can kaybının olmaması hepimizin ortak dileğidir.”
“Basın toplantımızın son konusu Gelecek Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu'nun yaptığı açıklama. Sayın Davutoğlu, bir açıklama yaparak siyaseti bıraktığını ve Gelecek Partisi'nin de kapatıldığını söyledi. Ahmet Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti'nde başbakanlık yapmış bir insan ve başbakanken nasıl görevden zorla el çektirildiğini hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla AKP kadrolarında uzun zamanlar boyunca en üst düzeyde görev yapmış bir insan. 4 sayfalık açıklamasında birkaç cümlenin altını çizdim, sizinle paylaşmak isterim: ‘Bu sürecin en tehlikeli yönü, otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılmasıdır. Milli ve manevi değerler hiçbir iktidarın sınırsız gücünü meşrulaştırma aracı değildir. Aksine bu değerler gücü ahlak ve hukukla sınırlama sorumluluğu yükler’ diyor Ahmet Davutoğlu size ve sonra bir şey daha söylüyor: ‘Bir diğeri otoriterleşmenin, yolsuzlukların, gelir adaletsizliğinin, yasakların ve hukuk ihlallerinin doğurduğu öfke dalgasının rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesi tehlikesidir’ diyor. Şüphesiz kendi görüşlerini söylüyor, şüphesiz bir başka siyasal partinin aldığı karara saygı duyarız. Kendi tutumlarıdır, kendi tutumlarıyla yurttaşın önüne çıkarlar. Ancak Ahmet Davutoğlu'nun bu açıklamalarının, Türkiye için dikkat edilmesi gereken, iktidar için çok önemli ve dikkate alınması gereken sorular olduğunun altını çizerim. Yeni Yol Grubu'nun da Türkiye Büyük Millet Meclisindeki faaliyetlerine devam edecek olmasına ilişkin yapılan açıklamayı da memnuniyetle karşıladığımızı ifade ederiz. Çünkü biz ifade özgürlüğünün en geniş anlamda vücut bulmasından yanayız.”
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, basının sorusunu da yanıtladı. Günaydın, bağış kampanyasına ilişkin soruya, “Şöyle söyleyeyim. Bağış kampanyası başladıktan birkaç saat sonra ilgili genel başkan yardımcısı arkadaşımız kampanyanın ulaştığı rakamı bana ifade etti. Oldukça önemli bir rakam. Ben bu rakamın çok iyi ve yukarıya doğru gideceğini düşünüyorum. Şüphesiz bağış kampanyası tek başına yeterli olmayabilir ama nakdi yardımların ötesinde ayni yardım yapacak çok fazla yurttaşımız var. Ben ‘sizlere otobüs göndereceğiz’ lafını bu kulaklarımla defalarca duydum yurt içinden, yurt dışından. Dolayısıyla ben hem yeterli olacağını düşünüyorum hem de çok açık bir kere daha ifade edeyim: Siyasal partiler, finansmana bağlı olarak yaşamak boyunduruğundan kurtulması gereken partilerdir. Biz otobüslerin üzerinden de kampanyalar yürüttük, caddelerde bankların üzerinden de konuşmalar yaptık. Caddede bankın üzerinden yapılan konuşmayı ben kendi adıma tercih ederim. Para yokluğu veya eksikliği, siyasetteki eksikliğin bir gerekçesi olamaz. O finansman ya karşılanır ya da herkes kendi yağıyla kavrulmanın yolunu bulur” dedi.

Yorum Yazın