GÜNDEM

Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu’ndan Mekke Anlaşması Uyarısı: "Türkiye İçin Stratejik Fırsat Mı, Yeni Bir Askerî Risk Mi?"

|
498224 Görüntüleme
Türkiye’nin dış politika ve güvenlik mimarisini yakından ilgilendiren Mekke Anlaşması, TBMM Dışişleri Komisyonundaki görüşmeleri ve beraberinde getirdiği kritik soru işaretleriyle Ankara kulislerinin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Anlaşmaya ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunan Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, 10 yıllık bağlayıcı yükümlülükler getiren bu savunma düzenlemesinin yalnızca ikili ilişkiler boyutunda ele alınamayacağını; Orta Doğu'dan Afrika Boynuzu'na uzanan bölgesel güvenlik riskleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) hareket serbestisi açısından derinlemesine incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu’ndan Mekke Anlaşması Uyarısı: "Türkiye İçin Stratejik Fırsat Mı, Yeni Bir Askerî Risk Mi?"

"Bölgesel Tehditler Bilinirken Bugün Ne Değişti?"

TBMM Dışişleri Komisyonunda anlaşmanın "savunma amaçlı" olduğunun ifade edildiğini ancak BM Şartı çerçevesindeki meşru askerî ittifakların zaten bu esasa dayandığını belirten Bağcıoğlu, Dışişleri Bakan Yardımcısının ortak bir tehdit tanımlanmadığına yönelik açıklamasını hatırlattı. Yıllardır bilinen bölgesel tehditler karşısında Türkiye’nin bugün neden yeni bir kolektif savunma yükümlülüğü üstlendiğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Bağcıoğlu, Türk Deniz Kuvvetlerinin 2009’dan bu yana Aden Körfezi ve Kızıldeniz’de görev yaptığını, 2023’teki Husi saldırıları sonrasında kurulan çok uluslu deniz görev gücüne katılmama kararının bölgesel çatışmalara taraf olmamak adına doğru bir adım olduğunu ifade ederek "Bugün ne değişti?" sorusunu yöneltti. Bağcıoğlu ayrıca, böylesine kritik bir anlaşmanın neden TBMM Millî Savunma Komisyonunda değerlendirilmediğini de sorguladı.

Bölgedeki "Arı Kovanı" ve Karmaşık Vekâlet Savaşları

Bölgenin adeta bir arı kovanına dönüştüğüne dikkat çekilen değerlendirmede, BAE’nin Yemen’de Husilere, İsrail’in ise ABD aracılığıyla Suudi Arabistan’a Husilere karşı hedef bilgisi sağladığı yönündeki iddialar hatırlatılarak ittifakların ve çıkar dengelerinin ne kadar hızlı değiştiği vurgulandı.

Husilerin tamamen İran kontrolünde bir güç olmadığı, kendi hedefleri ve bağımsız karar mekanizmalarının bulunduğu belirtilirken; Yemen’de yaklaşık 20 yıldır süren çatışmaların ve Suudi Arabistan’ın uzun yıllara yayılan askerî müdahalesinin, kalıcı çözümün yalnızca diplomasi ve siyasi uzlaşmayla mümkün olduğunu gösterdiği kaydedildi.

Tehdit Yelpazesi: Somali’den Hint Okyanusu’na

Risklerin yalnızca Yemen ve İran ile sınırlı kalmadığına işaret eden Bağcıoğlu, dikkat çekilmesi gereken diğer bölgesel güvenlik dinamiklerini şöyle sıraladı:

  • Somali ve Eş-Şebab: Somali’de Eş-Şebab terör örgütünün Türkiye’nin desteklediği Somali Millî Ordusuna yönelik saldırıları ve Eş-Şebab ile Husiler arasındaki silah kaçakçılığı ve lojistik iş birliği bulguları.

  • Kızıldeniz ve Geniş Coğrafya: Kızıldeniz ve Babülmendep’teki tehditler, Pakistan-Hindistan gerilimi, Afganistan-Pakistan arasındaki düşük yoğunluklu çatışmalar ile Karadeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan jeopolitik hat.

  • BAE’nin Bölgesel Faaliyetleri: BAE’nin Yemen’deki politikaları, Somali ve Somaliland’daki ayrılıkçılık tartışmaları, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’deki hamleleri ile İsrail’le yürüttüğü stratejik ilişkiler.

"Askerî İş Birliği ile Kolektif Savunma Karıştırılmamalı"

Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin 92 ülkeyle askerî çerçeve, 66 ülkeyle askerî eğitim ve 35 ülkeyle askerî mali iş birliği anlaşması bulunduğunu hatırlatan Yankı Bağcıoğlu, ikili askerî iş birliğini geliştirmenin doğal ve gerekli olduğunu ancak bunun bağlayıcı bir kolektif savunma taahhüdüyle aynı şey olmadığını vurguladı.

Dışişleri Bakan Yardımcısının "şu anda asker konuşlandırılması öngörülmüyor" ifadesinin anlaşmanın henüz Meclis onayından geçmemesinden kaynaklandığını belirten Bağcıoğlu, onay sonrasında asker gönderilmesine yönelik tezkerelerin gündeme gelebileceğine işaret ederek, Türkiye’nin üstleneceği somut askerî yükümlülüklerin şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi.

Türkiye İçin Stratejik Öncelikler ve Yol Haritası

Mekke Anlaşması ve bölgesel gelişmeler karşısında Türkiye’nin millî hak ve menfaatlerini koruması adına izlemesi gereken ilkeler şu şekilde özetlendi:

  1. Diplomatik Öncülük: Türkiye’nin bölgedeki farklı aktörlerle kurabildiği diplomatik temas avantajı kullanılmalı; gerilimin azaltılması, diyalog ve siyasi çözüm arayışlarında öncü rol üstlenilmelidir.

  2. Millî Çıkarlar Esas Alınmalı: Suudi Arabistan ve Pakistan ile iş birliği; üçüncü devletlerin stratejik hedeflerine değil, öncelikle savunma sanayii ürünleri, ortak üretim, teknoloji transferi, eğitim ve teknik destek süreçlerine odaklanmalıdır.

  3. Stratejik Özerklik ve TSK’nın Hareket Serbestisi: Askerî katkılar diplomasiyle desteklenmeli ve Türkiye doğrudan çatışma riskine sürüklenmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin karar alma bağımsızlığı, stratejik özerkliği ve TSK’nın hareket serbestisi her koşulda korunmalıdır.

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.