Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları üzerinden yürütülen mücadele, yalnızca denizlerde değil; diplomasi, hukuk, siyaset ve kamuoyu algısı üzerinden de devam ediyor.
Türkiye’nin 0862/26 sayılı NAVTEX ile TÜBİTAK MARMARA’nın 1–15 Eylül 2026 tarihleri arasında Meis’in güney ve güneybatısındaki bölgede bilimsel araştırma yapacağını ilan etmesi önemli bir gelişmeydi Yunanistan ise 1036/26 sayılı karşı-NAVTEX yayımlayarak Türkiye’nin ilanına itiraz etti ve söz konusu bölgenin kendi kıta sahanlığı içerisinde bulunduğunu ileri sürdü.
TÜBİTAK MARMARA’nın ilan edilen sahaya intikal ederek araştırma faaliyetlerine başlaması ise Türkiye’nin deniz yetki alanlarındaki bilimsel çalışmalarını sürdürme iradesinin önemli bir göstergesi olarak değerlendirildi Ancak bugün, yani 3 Eylül itibarıyla geminin araştırma sahasından ayrıldığı ve Rodos’un doğusunda seyir hâlinde bulunduğu görülüyor. İşte tam da bu noktada kamuoyunun cevabını merak ettiği önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Geri adım mı atıldı?
Yoksa araştırma programı planlandığı şekilde tamamlandı ve gemi yalnızca lojistik, teknik veya operasyonel nedenlerle mi bölgeden ayrıldı? Bu sorunun cevabı son derece önemli. Çünkü Yunan basınında geminin araştırma sistemlerini topladığı ve Yunanistan’ın itirazlarının ardından bölgeden ayrıldığı yönünde haber ve yorumlar yapılmaya başlandı. Eğer bu iddialar gerçeği yansıtmıyorsa, Türkiye’nin bu konuda kamuoyunu gecikmeden bilgilendirmesi gerekir. Eğer araştırma tamamlandıysa, açıkça söylenmelidir.
Eğer gemi kısa süreli bir lojistik bütünleme, ikmal veya teknik ihtiyaç nedeniyle bölgeden ayrıldıysa, bunun da kamuoyuna anlatılması gerekir. Çünkü bugün bilgi boşluğu bıraktığınızda, o boşluğu başkaları doldurur. Yunanistan’ın kendi kamuoyuna ve uluslararası çevrelere farklı bir anlatı sunması şaşırtıcı olmayacaktır. “Atina itiraz etti, Türk araştırma gemisi bölgeden ayrıldı” şeklindeki bir anlatının uluslararası kamuoyunda karşılık bulması, Türkiye açısından istenmeyen bir algı oluşturabilir.
Burada mesele yalnızca bir geminin rotası değildir. Mesele, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin nasıl savunulduğu ve nasıl anlatıldığıdır. Türkiye’nin deniz yetki alanları konusunda ortaya koyduğu hukuki ve siyasi tezlerin yanında, sahadaki faaliyetlerin de kararlılıkla ve şeffaf biçimde kamuoyuna aktarılması gerekir. Çünkü denizlerde yürütülen mücadele artık sadece gemilerle yürütülmüyor.
Bilgiyle, hukukla, diplomasiyle ve kamuoyu algısıyla da mücadele ediliyor. Bu nedenle yetkili kurumların şu sorulara açık cevap vermesi önem taşıyor:
Araştırma faaliyeti tamamlandı mı?
Araştırma programında herhangi bir değişiklik yapıldı mı?
Gemi neden araştırma sahasından ayrıldı?
Herhangi bir müdahale veya diplomatik girişim yaşandı mı?
15 Eylül’e kadar geçerli olan NAVTEX kapsamında faaliyet devam edecek mi?
Bu soruların sorulması, Türkiye’nin haklarını sorgulamak değildir. Tam tersine, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini istemek, milli menfaatlerin korunmasının önemli bir parçasıdır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini savunması kadar, bu mücadelenin doğru anlatılması da önemlidir. Çünkü uluslararası siyasette bazen gerçek kadar, gerçeğin nasıl anlatıldığı da önem taşır.
Bugün Türkiye bir araştırma gemisinin faaliyetini başarıyla tamamlamış olabilir. Gemi planlı bir şekilde sahadan ayrılmış olabilir. Operasyonel nedenlerle başka bir bölgeye intikal etmiş olabilir. Bunların tamamı mümkün. Ancak kamuoyu bunları bilmiyorsa, ortaya farklı yorumların çıkması kaçınılmazdır. Dolayısıyla yapılması gereken bellidir:
Bilgi boşluğu bırakmamak.
Sahadaki faaliyeti doğru anlatmak.
Türkiye’nin tezlerini ulusal ve uluslararası kamuoyuna açık biçimde aktarmak.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin haklarını korumak yalnızca denizde güçlü olmakla mümkün değildir. Diplomaside güçlü olmak, hukukta güçlü argümanlara sahip olmak ve kamuoyu iletişiminde de güçlü olmak gerekir. Çünkü artık mücadele sadece deniz yetki alanlarında değil, bilgi alanında da yaşanıyor. Ve unutulmamalıdır:
Haklı olmak önemlidir.
Ancak haklılığınızı dünyaya doğru anlatabilmek de en az haklı olmak kadar önemlidir.
Bu nedenle TÜBİTAK MARMARA’nın araştırma faaliyetinin hangi aşamada olduğuna ilişkin yetkili makamlardan yapılacak açık ve net bir açıklama, kamuoyundaki soru işaretlerini giderecektir. Çünkü mesele sadece “Gemi neden ayrıldı?” sorusu değildir. Asıl mesele şudur:
Yorum Yazın