Konuşmasına Balyoz kumpasında hayatını kaybeden Amiral Cem Aziz Çakmak'ı anarak başlayan Bağcıoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin karşı karşıya bulunduğu yapısal sorunların çözümü için mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. Askeri sağlık sisteminin yeniden yapılandırılması, liyakat esaslı personel politikalarının uygulanması, hava savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve savunma sanayiinde konsepte dayalı ihtiyaç sisteminin esas alınması gerektiğini vurguladı.
NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin milli çıkarlarını koruyan bir politika izlemesi gerektiğini ifade eden Bağcıoğlu, Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar ile Türkiye'ye düşen kontrolsüz insansız hava araçlarının güvenlik risklerini artırdığına dikkat çekti. Türk Bahriyesi'nin gerekli planlama ve siyasi iradeyle bu tehditlere karşı etkili tedbirler alabilecek kapasitede olduğunu belirtti.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda da değerlendirmelerde bulunan Bağcıoğlu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin güvenliğinin Türkiye'nin milli güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Bölgedeki enerji ve ulaştırma projelerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik ve askeri boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti.
Savunma sanayiine ilişkin açıklamalarında, Türkiye'nin acil muharip uçak ihtiyacının ertelenemeyeceğini belirten Bağcıoğlu, KAAN projesinin hızlandırılması, EF-2000 Typhoon tedariki, F-16 modernizasyonu ve milli hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Geçmişte alınan S-400 kararının savunma sanayiine önemli maliyetler yüklediğini savundu.
Bağcıoğlu, askeri sağlık sisteminin yeniden kurulmasının yalnızca asker hastanelerinin açılmasıyla sınırlı olmadığını belirterek, eğitimden hastanelere kadar bütünleşik bir yapının oluşturulması gerektiğini söyledi. Şehit aileleri, gaziler ile muvazzaf ve emekli askeri personelin özlük haklarının iyileştirilmesi çağrısında bulunan Bağcıoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin caydırıcılığının sadece silah sistemleriyle değil, personelin moral ve motivasyonuyla da doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
AYLIK BASIN AÇIKLAMASI 03 TEMMUZ 2026
GİRİŞ
Değerli basın mensupları,
CHP Seçilmiş İzmir İl Başkanlığında yaptığımız, milli güvenlik konularına ilişkin
aylık bilgilendirme toplantımıza hoş geldiniz.
Vefat yıldönümünde; FETÖ’nün sırtlan pusularından biri olan Balyoz Kumpasında
hayatını kaybeden Amiral Cem Aziz Çakmak ve onu şahsında diğer tüm
kayıplarımızı rahmetle anıyorum. Milli orduya kumpas kuranları, bu kumpaslara
göz yumanları, askeri personelin hakkını hukukunu korumayanları lanetliyorum.
Unutmadık unutmayacağız.
Değerli basın mensupları,
Milli güvenliğimiz konusunda değerlendirme, eleştiri ve öneriler yapmaya
aralıksız devam ediyoruz.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da;
Askerî sağlık sisteminin çökertilmesini,
Askerî eğitim sistemindeki gerilemeyi,
Personel temin, atama, terfi ve emeklilik süreçlerindeki liyakatsiz ve hukuksuz
uygulamaları,
Son 14 yılda muharip uçak tedarik edilememesini, hava savunma zafiyetini,
öncelik alamayan acil harekât ihtiyaçlarını ve savunma sanayisindeki yapısal
zafiyetleri,
Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerimizin yeterince korunamamasını,
Askerî alanların rant uğruna elden çıkarılmasını,2
Emekli askerlerin gasp edilen özlük ve sosyal haklarını,
Muvazzaf personelin derinleşen ekonomik sorunlarını,
Şehit aileleri ve gazilerimizin çözüm bekleyen sorunlarını,
OYAK'ta yaşanan yönetim zaaflarını,
Türk Hava Kurumu'nun kayyum uygulamalarıyla etkisizleştirilmesini,
Afet yönetiminde yaşanan gecikmeleri ve koordinasyon eksikliklerini,
Atatürk'e bağlılıklarını ifade ettikleri için ihraç edilen teğmenleri,
İhmal sonucu şehit olan Mehmetçiklerimizin hesabının sorulmamasını,
Kötü muameleye maruz kalan askerî personelin susturulmasını ve hak arama
yollarının kapatılmasını,
Ve bunlarla sınırlı olmayan tüm millî güvenlik meselelerini gündemde tutmaya,
takip etmeye ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
MİLLİ BAYRAĞIMIZ
Değerli basın mensupları,
Türk bayrağı rüzgarla değil, ettikleri yemin gereği onu korurken şehit olan her
Mehmetçiğin son nefesi ile dalgalanır.
En büyük milli değerimizdir.
Bazı kesimlerin veya kişilerin Türk bayrağı ve milli birliğimiz temalı faaliyetlerden
rahatsız olmaları esas olarak son derece rahatsız edicidir. 3
NATO
Değerli basın mensupları,
NATO Zirvesi yaklaşırken, ulusal ve uluslararası basın ile çeşitli düşünce
kuruluşlarında Türkiye'nin NATO içerisinde gelecekte üstleneceği role ilişkin, millî
hak ve menfaatlerimizle ve NATO'nun yerleşik usul ve uygulamalarıyla
bağdaşmadığını değerlendirdiğimiz çeşitli iddia ve öngörüler yer almaktadır.
Bu değerlendirmeler bilgi kirliliğine neden olmakta, kamuoyunda farklı
yorumlara ve endişelere yol açmaktadır.
Öte yandan, bugün daha önce 40’tan fazla kez gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne
ev sahipliği yapıyor olmak elbette önemlidir. Ancak bununla övünmekten önce
şu soruları sormamız gerekir:
Keşke millî savunma sanayiimizin kritik projelerine ve yerli üretim kapasitesine
ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi.
Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve millî hava savunma
sistemleriyle sağlanabilseydi.
Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu.
Kuruluş Antlaşmasının önsözünde “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun
üstünlüğü” ilkelerine bağlılığını ilan eden NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde
yaşananlar oldukça düşündürücü.
Anlaşılan o ki, Türkiye’de yaşanan herkesin bildiği gerçekleri yurt dışında
anlatanları, her fırsatta “ülkeyi şikâyet etmekle”suçlayanlar, bu kez Türk
gazetecilerini NATO’ya şikâyet etti.
Sanki yoksulluk o evlerde yaşayan insanların suçuymuş gibi, Ankaralıların
evlerinin önüne paravanlar çekildi.4
Akademisyenler ve STK üyeleri ağır suçlamalarla tutuklandı.
Bu zirvede alınacak kararların, Türkiye’nin millî hak ve menfaatlerini
etkileyebilecek görev, sorumluluk ve yük paylaşımı düzenlemeleri bakımından da
dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye, ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken; egemenlik haklarından,
Montrö’nün sağladığı stratejik kazanımlardan, Karadeniz’deki istikrarı koruyan
dengeden, Kıbrıs Türkünün güvenliğini sağlayan, haklarını muhafaza eden, Ege
ve Doğu Akdeniz’deki milli menfaatlerimizi koruyan ve Ortadoğu’da macera
aramayan duruşundan hiçbir şekilde taviz vermemelidir.
KARADENIZ GÜVENLİK
Değerli basın mensupları,
GEMİLERE SALDIRILAR
Karadeniz’de ticaret gemilerine insansız araçlarla saldırılar devam etti.
Gelişmeler; Karadeniz’in en etkili donanmasına sahip olan Türkiye’nin
güvenilirliği, caydırıcılığı ve ulusal menfaatlerini doğrudan etkilemektedir.
Müteakip dönemde de Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı gemilerin hedef
alınmayacağına dair herhangi bir güvence yoktur.
Saldırılardan sorumlu devlet veya devletler nezdinde gerekli diplomatik
girişimlerin en üst düzeyde ve gecikmeksizin başlatılması, kamuoyunun açık,
düzenli ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Daha önce yapılan çok sayıda uyarıya rağmen, önleyici ve caydırıcı fiili tedbirlerin
yeterli olmadığı görülmektedir.
Eğitimli personeli, harekât tecrübesi ve gelişmiş kabiliyetleriyle Türk Bahriyesi,
uygun planlama ve siyasi irade ile gerekli güvenlik tedbirlerini almaya
muktedirdir. 5
TÜRKİYE’YE DÜŞEN İHALAR
Karadeniz kıyısındaki illerimize düşen kontrol dışı İHA'lar; Yaşanan Yeni nesil
tehdidin boyutunu bir kez daha göstermiştir.
Artık birkaç kilometre menzilli ticari dronlarla yüzlerce kilometre menzilli gelişmiş
sistemler aynı güvenlik ekosisteminin parçasıdır.
Bu nedenle; kamu kurumları, özel sektör, vatandaşlarımız, İHA tehdidine karşı
bilinçlendirilmeli; erken ihbar sistemi ve kuvvet koruma tedbirleri sürekli
güncellenmelidir.
DOĞU AKDENİZ VE KIBRIS
Değerli basın mensupları,
KIBRIS
Kıbrıs konusundaki yaklaşımımız tutarlı, kararlı ve uzun yıllardır değişmeyen
temel ilkelere dayanmaktadır.
Ada’da kalıcı bir uzlaşıya ulaşılabilmesi; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve
eşit uluslararası statüsünün kabul edildiği çözüm anlayışının esas alınmasına
bağlıdır.
Bu gerçek dikkate alınmaksızın ortaya konulacak hiçbir plan ya da müzakere
zemini, Kıbrıs Türk halkının meşru iradesini yansıtamayacağı gibi, Doğu
Akdeniz’de kalıcı barış ve istikrara da katkı sağlayamaz.
Kıbrıs Türklerinin kazanılmış haklarını görmezden gelen, Ada’daki hassas siyasi ve
güvenlik dengesini zedeleyecek her türlü girişim kabul edilebilir değildir.6
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin huzuru ve güvenliği, Türkiye’nin millî
güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Garantörlük statüsünden doğan hak ve sorumluluklar ile uluslararası hukukun
tanıdığı yetkiler doğrultusunda, geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta barışın,
güvenliğin ve istikrarın korunması için kararlılıkla hareket edilmelidir.
DOĞU AKDENİZ
Doğu Akdeniz'de ABD, İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin içinde yer aldığı gelişmeler
ise yalnızca enerji veya ulaştırma projeleri olarak değerlendirilmemelidir.
Elektrik bağlantıları, LNG terminalleri, enerji nakil hatları, limanlar, deniz
ulaştırması ve dijital veri altyapıları tek bir stratejik çerçevede ele alınmaktadır.
Daha da önemlisi, bu mimari yalnızca ekonomik değil; deniz güvenliği, siber
güvenlik ve kritik altyapıların korunmasını da kapsayan jeopolitik ve askerî bir
boyut taşımaktadır.
Bu nedenle Doğu Akdeniz'deki her yeni girişim, Türkiye açısından millî güvenlik
perspektifiyle analiz edilmelidir.
AKDENİZ KALKANI HAREKATI
Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de siyasi ve ekonomik olarak kuşatmayı hedefleyen
girişimlere karşı en güçlü cevap; güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve doğru
zamanda alınacak stratejik inisiyatiflerdir.
Bu çerçevede Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı,
Türkiye'nin deniz güvenliği mimarisinin iki temel unsurudur.
Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004 yılından bu yana Türkiye'nin liderliğinde
bölgesel deniz güvenliğine önemli katkılar sağlamaktadır.7
Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise 2006 yılından beri Doğu Akdeniz'de millî olarak
sürdürülmekte, NATO'nun Deniz Muhafızı Harekâtı ile koordinasyon içerisinde
bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunmaktadır.
Özellikle Doğu Akdeniz'de diplomatik açılımlardaki gecikmeler Türkiye'ye önemli
stratejik fırsatlar kaybettirmiştir.
Bu kapsamda, 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı,
karargâh görüşmeleri, Askerî Çerçeve Anlaşması ve hava tatbikatları son derece
önemli ancak gecikmiş adımlardır.
Mısır ile ilişkilerin uzun yıllar iç politika ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin
Türkiye'ye ne kaybettirdiği açık şekilde değerlendirilmelidir.
Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki
alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin millî menfaatlerine çok daha
uygun sonuçlar elde edilebilirdi.
Bugün ise mevcut konjonktür önemli fırsatlar sunmaktadır.
Karadeniz Uyumu Harekâtı örneğinde olduğu gibi, Akdeniz Kalkanı Harekatı’na
da uluslararası bir kimlik kazandırılması mümkündür.
Öncelikle Suriye ve Mısır'ın, ardından Libya ve Lübnan'ın bu yapıya dâhil
edilmesiyle Türkiye öncülüğünde Akdeniz'de kalıcı, kapsayıcı ve bölgesel
sahiplenmeye dayalı yeni bir deniz güvenliği mimarisi oluşturulabilir.
Bu yaklaşım yalnızca Akdeniz'de barış ve istikrara katkı sağlamayacak; aynı
zamanda Türkiye'yi siyasi olarak kuşatma girişimlerine karşı da güçlü bir stratejik
cevap oluşturacaktır.8
SURİYE
Şam’da dün meydana gelen ve can kayıplarına yol açan saldırı, Suriye’de güvenlik
ve istikrarın tam olarak sağlanabilmesi için ülke genelinde SDG/YPG gibi silahlı
yapıların devlet çatısı altında entegrasyonunun ve güvenlik sektörünün yeniden
yapılandırılmasının süratle tamamlanmasının önemini bir kez daha ortaya
koymuştur.
Bu sürecin başarıyla sonuçlandırılması, benzer saldırıların önlenmesi, kamu
düzeninin güçlendirilmesi ve ülkenin siyasi normalleşme sürecinin kalıcı hale
getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
İRAN
İran ile ABD arasında doğrudan çatışma riski, ateşkes ve diplomatik temasların
sürmesiyle kısa vadede azalmış görünmektedir.
Bununla birlikte, nükleer program, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın
güvenliği ve vekâlet unsurları üzerinden yürütülen rekabet başta olmak üzere
temel anlaşmazlıklar devam etmektedir.
Mevcut tablo, diplomatik müzakereler ile kontrollü caydırıcılık politikalarının eş
zamanlı sürdürüldüğü, ancak yanlış hesaplama veya vekil aktörler kaynaklı
gelişmeler nedeniyle kırılganlığını koruyan bir güvenlik ortamına işaret
etmektedir.9
SAVUNMA SANAYİSİ
Değerli basın mensupları,
KONSEPTE DAYALI İHTİYAÇ SİSTEMİ
Savunma sanayisinde temel yaklaşım, Konsepte dayalı ihtiyaç sistemidir.
Savunma sanayimiz son yıllarda önemli bir ivme kazanmış, birçok firmamız dünya
standartlarında yüksek teknoloji ürünleri geliştirmeyi başarmıştır.
Ancak savunma gücü yalnızca yeni platform üretmekle artmaz.
Esas olan; geliştirilen sistemlerin konsepte dayalı ihtiyaç sistemi kapsamında
belirlenen harekât ihtiyaçlarına uygun olması, bunlara ilişkin doktrinlerin, eğitim
sisteminin, teşkilat yapısının ve harekât planlarının eş zamanlı geliştirilmesidir.
Başarı; çok sayıda prototip üretmek değil, bunları kısa sürede olgunlaştırarak seri
üretime geçirmek ve geleceğin harekât ortamında etkin kullanılabilecek
bütünleşik askerî kabiliyet oluşturmaktır.
ÖNCELİK ALAMAYAN HAREKAT İHTİYAÇLARI
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bazı kritik harekât ihtiyaçları, uzun süredir gündemde
olmasına rağmen hâlâ yeterli önceliği alamamaktadır.
KARGO / NAKLİYE UÇAĞI
Envanterdeki nakliye uçaklarının yaşı ve artan görev ihtiyaçları dikkate alınarak
yeni nesil nakliye uçağı tedariki hızlandırılmalıdır.
A400M’nin tedarik ve idame maliyeti yüksek olsa da taşıma kapasitesi ve harekât
kabiliyeti açısından gerçek bir alternatifi bulunmamaktadır.
Üretim hattının kapanması hâlinde seçenekler daha da azalacağından, kararların
ertelenmesi gelecekte daha yüksek maliyetlere yol açabilecektir.10
TCG ANADOLU İÇİN NAKLİYE HELİKOPTERİ
TCG Anadolu’nun sahip olduğu harekât potansiyelinin tam olarak
kullanılabilmesi için, gemiden hedef bölgeye personel ve malzeme intikalini
sağlayacak deniz şartlarına uygun nakliye helikopterleri öncelikle tedarik
edilmelidir.
DENİZ HELİKOPTERİ
Denizaltı savunma harbi, suüstü harbi, keşif-gözetleme, lojistik destek ve arama
kurtarma görevlerinin etkin şekilde yürütülebilmesi için deniz helikopteri
envanteri sayı ve kabiliyet bakımından güçlendirilmelidir.
KRİTİK PLATFORMLAR YIPRATILMAMALIDIR
CH-47 ağır yük helikopterleri ile SH-70 deniz helikopterleri, kısa sürede yerine
konulması mümkün olmayan kritik platformlardır.
Bu nedenle, asli askerî görevleri dışında zorunlu olmadıkça kullanılmamalıdır.
Özellikle orman yangınları için ihtiyaç duyulan hava araçları esas sorumlu Tarım
ve Orman Bakanlığı
tarafından
önceden planlanmalı
ve temin
edilmeli/kiralanmalıdır.
Benzer şekilde, deniz aşırı / uzun mesafeli insani yardım faaliyetlerinde de askerî
nakliye uçaklarının mümkün olduğunca yıpratılmaması; personel intikali için THY,
ekipman intikali için uygun durumlarda dost ve müttefik ülkelerin stratejik hava
ulaştırma imkânlarından yararlanılması değerlendirilmelidir.
HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ
Milli Savunma Bakanı Sn. Yaşar Güler, Türkiye’nin hava savunmasını
güçlendirmek amacıyla Fransız-İtalyan SAMP/T ile ABD yapımı Patriot
sistemlerinin de gündemde olduğunu açıklamıştır. 11
KAAN’ın millî motoru geliştirilinceye kadar hazır motor, millî hava savunma
sistemlerimize balistik füze savunma kabiliyeti kazandırılana kadar hazır hava
savunma sistemi tedarik edilmesi son derece doğal ve rasyonel bir tercihtir.
Asıl problem geçmişte yapılan S-400 Hava Savunma Sistemi tedarikidir.
S-400 Hava Savunma Sistemi’ne tahsis edilen kaynaklar yıllar önce millî hava
savunma sistemlerinin geliştirilmesine ayrılmış olsaydı, bugün elimizde S-
400’den çok daha güvenilir, geliştirilebilir, sürdürülebilir ve tamamen millî, hava
savunma sistemleri bulunabilirdi.
Büyük bir başarı hikâyesi olarak sunulan, Türkiye’ye getirilişi televizyonlardan
canlı yayınlanan ve haklı gerekçelerle karşı çıkanların neredeyse vatan haini ilan
edildiği S-400 tedarikinin bedeli ağır olmuştur.
Bu bedelin sonuçları arasında, KAAN için F110 motorlarının tedarikinde yaşanan
sorunlar başta olmak üzere savunma sanayi ve güvenlik alanında karşılaşılan
önemli kısıtlamalar da yer almaktadır.
Bugün hâlâ S-400 kararına her gün yeni mazeret üretmeye çalışan dijital
propaganda hesapları olabilir.
Ancak bu siyasi kararın sorumluluğu bu kararı verenlere aittir ve Türk milleti
önünde bu sorumluluk alınmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı geçmişteki yanlış tercihleri savunmak değil, onlardan ders
çıkararak öz eleştiri yaparak millî savunma kabiliyetlerini hızla güçlendirmektir.
MUHARİP HAVA GÜCÜ
F-35 tedarikine yönelik olarak; Senato tutanaklarında açıkça ifade edilen yasal
engeller, Türkiye aleyhine birleşen Demokrat ve Cumhuriyetçi Partililer ile
yabancı lobilerin yoğun faaliyetleri bulunmaktadır.12
Milli güvenlik ve beka konuları; belirsizlik, oyalama ve kamuoyu yönetimiyle
değil, şeffaflık, tutarlılık ve devlet ciddiyetiyle yürütülmelidir.
Türkiye’nin acil muharip uçak ihtiyacı, siyasi beklentilere veya belirsiz vaatlere
bırakılamaz.
Acil olarak yapılması gereken, eldeki kısıtlı kaynak ve diplomatik çabanın
aşağıdaki önceliklere yönlendirilmesidir:
Stratejik hedef olan KAAN’ın en kısa sürede tam harekât kabiliyeti kazanması.
EF-2000 Typhoon tedarikinin ve F-16 ÖZGÜR modernizasyonunun
hızlandırılması.
F-35’e kıyasla sonuç alma ihtimali daha yüksek olan KAAN motoru ve F-16
Blok 70 tedarik süreçlerinin sonuçlandırılması.
Muharip İnsansız Uçak Sistemlerinin envantere alınmasının süratlendirilmesi.
MİLGEM VE MİLLİ GEMİ VİZYONU
Türkiye'nin gemi inşa sanayiindeki başarısı tesadüf değildir.
Bugün gurur duyduğumuz MİLGEM Projesinin temelleri; Merhum Oramiraller
Vural Bayazıt ve Özden Örnek başta olmak üzere çok sayıda asker ve sivil uzmanın
yıllara yayılan emeğiyle atılmıştır.
TCG Anadolu dahil bugün ulaşılan bütün başarıların arkasında onlarca yıllık
kurumsal birikim bulunmaktadır.
Bu başarıların bedelini FETÖ kumpaslarında ödeyenleri unutmuyoruz.
Karadeniz'in bugün adeta "MİLGEM Denizi" hâline gelmesi; Türkiye'nin ulaştığı
teknolojik seviyenin önemli göstergesidir.
Ancak savaş gemisi ihracatı yapılırken de Deniz Kuvvetleri'nin kuvvet hedefleri ve
harekât ihtiyaçları asla zafiyete uğratılmamalıdır13
AYYILDIZ KARARGAHI:
Ankara’da yeni tesis edilen Ayyıldız Karargahı’nın, komuta-kontrol ve
koordinasyon fonksiyonlarının daha etkin şekilde icra edilmesine ve kuvvetler
arası müştereklik anlayışının pekiştirilmesine önemli katkılar sağlayacağı
değerlendirilmektedir.
Ancak bu yeni yapılanma hayata geçirilirken, her kuvvet komutanlığının yerleşik
usulleri, kurumsal gelenekleri ve yıllar içinde oluşmuş işleyiş kültürü korunmalı;
müştereklik hedeflenirken kurumsal teamüllerden taviz verilmemelidir.
Ayrıca kamuoyunun cevap beklediği bazı önemli sorular bulunmaktadır:
- Ayyıldız Karargahı’na taşınma tamamlandıktan sonra, şehir merkezinde
bulunan mevcut karargâh binaları ve arazileri hangi amaçlarla
değerlendirilecektir?
- Özellikle İstanbul’da geçmişte yaşanan örnekler dikkate alındığında, bu değerli
askeri arazilerin yüksek rant getiren imar ve ticari projelere açılması söz konusu
olacak mıdır?
- Böylesine büyük ölçekli projeler için kaynak oluşturulabilirken, Türk Silahlı
Kuvvetleri personelinin uzun süredir devam eden barınma ve lojman sorunlarının
çözümüne neden aynı öncelik ve kaynak tahsis edilmemektedir?
- Ayyıldız projesinin yapıldığı alana çok yakın bir bölgede, 17 Eylül 2025'te temeli
atılan Dışişleri Bakanlığı Yerleşkesi inşaatı çok kısa bir sürede tamamlanma
aşamasına gelmişken, stratejik öneme sahip Ayyıldız Projesi’nin yapım sürecinin
bu denli uzun sürmesinin gerekçeleri nelerdir?14
ASKERÎ SAĞLIK SİSTEMİ
Açıklamanın bu bölümünde 30 aydır sürekli gündeme getirdiğimiz askeri sağlık
sistemine olan ihtiyaca değineceğim.
Bölgemizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar, yalnızca silah sistemlerinin değil,
askerî sağlık sistemlerinin de savaşın sonucunu doğrudan etkileyen stratejik bir
kuvvet unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Ankara’daki NATO Zirvesine katılacak 32 devletten sadece Türkiye ve İzlanda’nın
askeri sağlık sistemi yoktur. Diğer 30 devletin değişik ölçeklerde askeri sağlık
sistemi / birimleri idame edilmektedir.
İzlanda’nın zaten “silahlı kuvvetleri” mevcut değildir.
Özellikle vurgulamak istediğim askerî sağlık sistemi yalnızca asker
hastanelerinden ibaret değildir.
Bu sistem; kıta, birlik ve gemilerde başlayan sağlık hizmetlerinden, bölgesel asker
hastanelerine, askerî sağlık eğitimine ve en üst seviyede Gülhane Askerî Tıp
Akademisi'nin oluşturduğu mükemmeliyet merkezine kadar uzanan bütünleşik
bir yapıdır.
Dolayısıyla yalnızca birkaç asker hastanesinin yeniden açılması, askerî sağlık
sisteminin yeniden kurulduğu anlamına gelmeyecektir.
ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLER
Şehit aileleri ve gazilerimiz, bu milletin en büyük emanetidir. Onların haklarının
korunması ve yıllardır çözüm bekleyen sorunlarının giderilmesi sosyal devlet
olmanın yanı sıra anayasal bir sorumluluktur.15
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, şehit aileleri ve gazilerimizin sorunlarının
çözümünde asli sorumluluğa sahiptir. TBMM Milli Savunma Komisyonu'nda
görüşmeleri devam eden düzenlemelerin hangi aşamada olduğu kamuoyuyla
paylaşılmalı, süreç daha fazla geciktirilmemelidir.
Şehit aileleri ve gazilerimiz yeni vaatler değil, somut adımlar beklemektedir.
PERSONEL ÖZLÜK HAKLARI
Türk Silahlı Kuvvetlerinin en büyük gücü yetişmiş insan kaynağıdır.
Ancak son yıllarda muvazzaf ve emekli personelin özlük haklarında yaşanan
kayıplar, ekonomik sorunlar, liyakatten uzak personel uygulamaları ve mesleki
motivasyonu olumsuz etkileyen kararlar personel üzerinde ciddi rahatsızlık
oluşturmaktadır.
TSK emekli personelinin büyük çoğunluğu yoksulluk, emekli binbaşılar, emekli
astsubaylar, emekli uzman erbaşlar ile emekli devlet memurları açlık sınırı
altında maaş almaktadır.
Verilen sözler tutulmamakta, emekli personelin hak arama girişimleri
engellenmekte hakkını arayan suçlu ilan edilmektedir.
Personel temininden atama ve terfilere, emeklilik süreçlerinden mali ve sosyal
haklara kadar tüm uygulamalar; liyakat, hakkaniyet ve kurumsal ihtiyaçlar esas
alınarak yeniden değerlendirilmelidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığı yalnızca silah sistemleriyle değil, yetişmiş
personelinin moral ve motivasyonuyla da doğrudan ilişkilidir.
Yorum Yazın