
ÜLKEMİZİN DURUMUNUDA TANIMLAYAN CHP ÜMRANİYE İLÇE BAŞKANI HAKAN KIZILELMA YÖNETİLEMEYEN EKONOMİNİN RESMİ VERİLERLE ÇÖKÜŞÜNÜDE VERİLERLE DİLE GETİRDİ.
Finansal kesim dışındaki firmaların kur riski (döviz açığı) Temmuzda 3,6 milyar dolar azalarak 79,2 milyar dolara kadar geriledi. Sektörün döviz açığında yılın ilk yedi aylık dönemindeki toplam küçülme ise 8,2 milyar -Ağustos ayında 118,3 milyar dolarla tarihi bir zirve yapan Türkiye’nin son 12 aylık dış ticaret açığı eylülde 113,7 milyar dolara geriledi. -Kiralık dövizle (swap) brüt rezerv yapmaya devam eden Merkez Bankasının, swap borçlarının 2,3 milyar dolar azaldığı 22 - 29 Eylül haftasında brüt rezerv 3,3 milyar dolar azaldı, zaten eksi durumdaki net rezerv ise 1,1 milyar dolar daha azalarak -55,2 milyar dolardan -56,3 milyar dolara geriledi. -Bankalardaki mevduat 22-29 Eylül haftasında 24,4 milyar lira azalarak 13,31 trilyon liraya gerilerken, kredi stoku 22,5 milyar liralık genişlemeyle 10,69 trilyon lira oldu. Mevduatın krediye dönüşüm oranı da yüzde 80,3 oldu. -Tüketici kredisi faiz oranlarının aylık yüzde 5’e yıllık yüzde 60’a yaklaşmasına rağmen bireysel kredi kullanımı artıyor. Özellikle yüksek enflasyon ve geliri harcamasına yetmeyen vatandaşlar kredi kartlarıyla harcayarak borçlanmaya devam ediyor. -Bankalar bu yılın ocak-ağustos döneminde bireysel kredi borcunu ödeyemeyen toplam 561 bin 930 ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen 542 bin 996 kişiyi icra takibine aldı. -Merkez Bankasını parasal sıkılaştırma politikası ve KKM’den dönen mevduatın TL mevduata dönüşünün özendirilmesi TL mevduat faizini artırmaya devam ediyor. Bankalar, 22 - 29 Eylül haftasında tüm vadelerdeki TL mevduatın ortalama faizini 2,58 puan daha artırarak yüzde 37,15’e kadar çıkardılar. Üç ay vadeli mevduatın faizi ise yüzde 45,21’i buldu. -1 Ocak- 6 Ekim 2023 tarihleri arasında icra dairelerine gelen yeni dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 58 oranında artarak 10 milyon 444 bin oldu. -Basit olarak bir emekli aylığı (dosya bazında) alan kişi başına kaç aktif çalışan sigortalanın düştüğünü gösteren sosyal güvenlik sisteminde aktif/pasif oranı Temmuzda 1,7’ye kadar geriledi. Bu oran 2022 yılı sonunda 2’ye kadar yükselmişti. -Yeni açılan şirket ve gerçek kişi ticari işletme sayısının yüzde 6,1 oranında azaldığı bu dönemde kapananların sayısı ise yüzde 15,9 oranında artış gösterdi.

İTHALATTAKİ OLUMSUZ REKORLAR ÖRTBAS EDİLİYOR!
Eylül’de aylık dış ticaret açığı yaklaşık 5 milyar dolar olurken, ocak-eylül dönemi 9 aylık açık 90 milyar dolara dayandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 68’e geriledi. Yeni Ticaret Bakanı da kendisinden önceki bakanlar gibi ‘Cumhuriyet tarihinin aylık ihracat rekoru’ söylemine sarılıyor. İthalattaki rekorlar örtbas ediliyor! Eylül ayı dış ticaret rakamları, dış ticaret açığındaki risklerin artarak devam ettiğini gösteriyor. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ihracat yüzde 0,3 artarken, ithalatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,1 düşüş yaşanmasına karşılık aylık açık yaklaşık 5 milyar dolar oldu. Bakan Bolat, dış ticaret açığında büyüyen tehlikeyi görmezden gelmeyi tercih ediyor. Eylül ayında ihracat, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,3 artışla 22 milyar 670 milyon dolar olurken ithalat yüzde 14,1 azalmasına rağmen 27 milyar 658 milyon dolar oldu. İhracat ve ithalatın toplamından oluşan dış ticaret hacmi eylülde yüzde 8,2 azalarak 50 milyar 328 milyon dolara indi. Dış ticaret açığı aylık olarak 4 milyar 988 milyon dolar tutarında gerçekleşti. Ocak-eylül döneminde ihracatın 9 aylık toplamı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,3 azalarak 187 milyar 464 milyon dolara geriledi. İthalat ise geçen yılın ocak-eylül döneminde kıyasla yüzde 1,3 arttı. Bu yılın ocakeylül dönemindeki toplam ithalat 274 milyar 755 milyon dolar oldu. Eylül ayında 5 milyar dolara yaklaşan açıkla birlikte ocak-eylül dönemindeki dış ticaret açığı toplamı geçen yılın ocak-eylül döneminde göre yüzde 5 artarak 87 milyar 291 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı, yüzde 68,2’ye indi. Eylül ayında 19,7 milyar dolar olan hammadde ve ara malları ithalatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,6 gerilemeyi gösteriyor. Buna karşılık tüketim malları ithalatında yüzde 37,4 yükseliş yaşandı ve ithalat tutarı 3 milyar 779 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığında yaşanan kriz, büyüyen tehlike görmezlikten gelindiğinde, yok sayıldığında, ortadan kalkmıyor, yok olmuyor. Sadece ihracattaki aylık rekorlardan söz ederek dış ticareti yalnızca ihracattan ibaret sayarak dış ticaretin yönetilmeye çalışılması, iktidarın her alanda olduğu gibi ihracatta ve dış ticarette de algı siyasetinin bir göstergesi. Aylık düzeyde ihracat rakamları önceki do nemlere göre artmış gibi görünse de ithalattaki artış çok daha fazla. Nitekim Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yaptığı açıklamada ocak-eylül dönemindeki 9 aylık ihracatın 187 milyar 464 milyon dolar olarak gerçekleştiğini, ‘geçen yıl ile aynı düzeyde kafa kafaya bir rakam’ olduğunu dile getirdi. Bu sözlerle aylık bazdaki rekorların bir anlam ifade etmediğini de bizzat Ticaret Bakanının kendisi itiraf ediyor. Dış ticarette asıl üzerinde durulması gereken vahim durum, ithalattaki nispi düşüşe karşılık, tüketim malları ithalatının artmaya devam etmesi. İhracata ve üretime dönük yatırım malı, ara malı, hammadde ithalatının ise gerilemesi. Bu da ihracat artışının neden yüzde 0,3’e indiğini, yavaşladığını ortaya koyuyor
TALİMATLI-KONTROLLÜ-MAKYAJLI ENFLASYONA DÖNÜŞ
Yüzde 4,75 oranındaki eylül ayı enflasyon artışı, son beş yıldaki eylül ayı ortalamasının yaklaşık 2 katı düzeyinde. Eğitimde aylık enflasyon yüzde 30, yıllık yüzde 80 iken, gıdada yıllık yüzde 75’e ulaşırken TÜİK’in enflasyon verileri yine hesap oyunlarını akla getiriyor. Yarı yarıya düşüş, ‘makyajlı enflasyona dönüşü’ gösteriyor! Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Eylül 2023 enflasyon verileri, Orta Vadeli Program’daki (OVP) yüzde 65’lik yılsonu hedefinin kağıt üzerinde tutturulması için yeniden ‘talimatlı-kontrollü-makyajlı enflasyon’ hesabına dönüldüğünü sergiliyor. TÜİK’in resmi verileriyle son beş yılın eylül ayı enflasyon ortalaması yüzde 2,52 idi. Geçen hafta açıklanan eylül TÜFE rakamı aylık yüzde 4,75, yıllık yüzde 61,53 oldu. ENAG’ın yıllık enflasyon rakamı yüzde 130, İstanbul Ticaret Odası’nınki (İTO) yüzde 73,18. Eylülde temmuz ve ağustosa kıyasla yarı yarıya düşük açıklanan TÜFE’ye rağmen seçim sonrası temmuz-ağustos-eylüldeki üç aylık enflasyon toplamı yüzde 25,11 düzeyine ulaştı. Temmuzdaki maaş artışlarının tamamı enflasyonla geri alındı. TÜİK’in verisini tartışmalı hale getiren gelişmeler enflasyon sepetindeki kalemler açısından gerçekleşen tablodan kaynaklanıyor. Eylül itibarıyla yıllık yüzde 61,53 oranında artışa karşılık, gıda enflasyonu yıllık yüzde 75’e düzeyinde gerçekleşmiş. Daha da çarpıcı olan eğitim harcamalarındaki enflasyon rakamları. Bu kalemde eylüldeki aylık artış yüzde 30,27 olurken, yıllık enflasyon oranı yüzde 80,96 oranında. Geçen yılın eylül ayında eğitim harcamalarındaki aylık enflasyon artışı yüzde 7, yıllık 36,7 idi. Geçen yılın aynı ayına göre eğitimdeki enflasyon artışı aylık bazda 4,5 kat yıllık bazda yaklaşık 3 kat daha yüksek seviyelere ulaşmış. TÜİK’in enflasyon sepetinde eğitim harcamalarının payı sadece 1,67 düzeyinde. Sepette oldukça düşük tutulan bu paydan dolayı, eğitim harcamalarındaki olağanüstü enflasyon artışının resmi manşet enflasyona yansıması sınırlı düzeyde kalıyor. Özel okul ve üniversite ücretlerine, servis ücretlerine yapılan zamların yüzde 150-250 arasında olduğu, devlet üniversitelerinin yemek ücretlerine yüzde 200 oranında artış yaptığı göz önünde tutulduğunda eğitim ve gıda enflasyonundaki gerçek tablonun TÜİK’in enflasyon hesabına yansıtılmadığı anlaşılıyor. Eylülde aylık yüzde 4,75 oranında açıklanan rakamla birlikte bu yılın ocak-eylül dönemi 9 aylık enflasyon toplamı yüzde 49,86’ya ulaştı. OVP’de yılsonu için ilan edilen yüzde 65 hedefinin tutması için ekim-kasım-aralıkta üç aylık enflasyon artışının yüzde 15’i aşmaması gerekiyor. Bu tabloya göre, yılın son üç ayındaki aylık TÜFE artışının azami yüzde 4-5 arasında veya daha düşük gerçekleşmesi gerek. İktidar, ‘enflasyonun aylık artış hızı yavaşlayacak, enflasyonda belirgin düşüş 2024 ikinci yarısında başlayacak’ söylemini dillendiriyor. Bu söylemle TÜİK’e daha düşük aylık artış oranı açıklaması yönünde siyasi talimat sinyali veriliyor! Milyonlarca memur, emekliye verilecek maaş zamlarının, asgari ücrete yapılacak artışın gerçek enflasyonun altında tutulabilmesinin alt yapısı hazırlanıyor!

MERKEZ BANKASI YEREL SEÇİME DOĞRU SİYASİ TALİMATLARA AÇIK!
Yeni ekonomi ve Merkez Bankası (MB) yönetiminin yerel seçime doğru siyasi talimat doğrultusunda seçim ekonomisine kaynak stoklayacağı anlaşılıyor. ABD’den transfer edilen Merkez Bankası Başkanının kısa sürede tek adam yönetimine uyum sağladığı, iktidarın siyasi kazanımlarını önceleyen sınırların dışına çıkmayacağı gözleniyor! Küresel sermaye ve finans çevrelerinde ‘tanınırlık’ kriteriyle ABD’den transfer edilen Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan’ın TBMM üyelerine yaptığı sunumda kullandığı ifadeler, sorulara verdiği yanıtlar ve çizdiği ekonomik tablo, seçim sonrası ‘rasyonel politikalara geçiş’ söylemiyle dillendirilen sürecin bir görüntüden ibaret olduğunu, yerel seçime kadar içeride ve dışarıda bir algı oluşturularak seçim ekonomisine yatırım yapılacağını gösterdi. Hemen her cümlesine ‘Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ diyerek başlayan Merkez Bankası Başkanının ‘dezenflasyonist politikalar tavizsiz sürdürülürken, büyümeden de taviz verilmeyecek’ ifadesi, yerel seçim öncesi, faiz ve parasal sıkılaştırma politikalarının gevşetilerek seçim ekonomisine ve iktidarın oy amaçlı kaynak dağıtımına olanak sağlanacağını işaret ediyor. Merkez Bankası Başkanı, enflasyonla mücadele içinde büyüme için bir ‘eşik değer katsayısı’ belirleneceğini, buna dönük politikaların kamuoyuna açıklanacağını dile getiriyor. Bu sözleri, yılbaşına kadar yüklü zamlar, kemer sıkma, parasal sıkılaştırma, faiz artışları vb. yollarla stoklanacak kaynakların yılbaşından itibaren serbest bırakılarak iktidarın kullanımına sunulacağı, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçime kadar üç ay süreli geçici parasal gevşeme ve bolluk sürecinin devreye alınacağı anlamına geliyor. Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) belirlediği yıllık enflasyon eşik değer katsayısı yüzde 3,62. Enflasyon bu eşik değerin altında kalırsa büyümeye etkisi pozitif, üzerine çıkarsa negatif olacak. Oysa Merkez Bankası’nın ve OVP’nin yılsonu enflasyon hedefi yüzde 65, 2024 için yüzde 33. TÜİK’in resmi aylık enflasyonu temmuz-ağustosta yüzde 9’un üzerinde. Eylül’de aylık yüzde 4,75. Türkiye’nin aylık enflasyonu, OECD’nin yıllık enflasyon eşik değerinin kat kat üstünde! O halde ‘büyümeden taviz vermeden enflasyonla tavizsiz mücadele’ vaadi nasıl gerçekleşecek? Merkez Bankası Başkanı, “Cumhurbaşkanı beni atadığında, ‘TC Merkez Bankası Kanunu’na uygun bir şekilde fiyat istikrarını sağlayın, hayat pahalılığını bu milletin gündeminden çıkarın’ talimatını vermişti. Biz talimatı aldık ve onun doğrultusunda yolumuza devam etmekteyiz” diyor. Oysa aynı TC Merkez Bankası yasası yıllardır yürürlükte. Madem yasayı uygulayıp fiyat istikrarını sağlamak mümkündü, niye faize nas deyip, yasayı yok sayıp göz göre göre ekonomiyi ateşe attılar? Merkez Bankası Başkanı, Kur Korumalı Mevduata (KKM) haziran sonuna kadar 150 milyar TL ödendiğini söylerken ekime kadar ne kadar ödendiğini açıklamıyor. Bir yandan kendinden önceki tüm bu akıl ve bilim dışı yanlışların üstünü örtüyor, diğer yandan ‘Cumhurbaşkanımız bilime değer ve önem veren bir liderdir’ diyerek asıl bu akla-bilime aykırı yanlışların tek sorumlusunu masum gösteriyor. KKM’nin ekonomi üzerinde nasıl bir saatli boya dönüştüğünden hiç söz etmiyor!
GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 23'E YÜKSELDİ TÜİK verilerine göre, Türkiye'de geniş tanımlı işsizlik yüzde 23'e çıktı. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 17.2 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ağustos ayına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2023 yılı Ağustos ayında bir önceki aya göre 56 bin kişi azalarak 3 milyon 223 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0.2 puan azalarak yüzde 9.2 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde %7.5 iken kadınlarda %12.6 olarak tahmin edildi. İstihdam edilenlerin sayısı ağustos ayında bir önceki aya göre bin kişi artarak 31 milyon 686 bin kişi, istihdam oranı ise değişim göstermeyerek yüzde 48.4 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65.6 iken kadınlarda yüzde 31.5 olarak gerçekleşti. Kadınlarda İşgücüne Katılma Oranı Yüzde 36! İşgücü ağustos ayında bir önceki aya göre 55 bin kişi azalarak 34 milyon 909 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0.1 puan azalarak yüzde 53.3 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,9 iken kadınlarda yüzde 36 oldu. Genç Nüfusta İşsizlik Yüzde 17.2 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,7 puanlık azalış ile yüzde 17.2 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14.2, kadınlarda ise yüzde 22.7 olarak tahmin edildi. İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi ağustos ayında bir önceki aya göre 1,1 saat azalarak 43,3 saat olarak gerçekleşti. Geniş Tanımlı İşsizlik Yüzde 23'e Yükseldi Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı ağustos ayında bir önceki aya göre 0,4 puanlık artış ile yüzde 23 oldu.
YAŞLI NÜFUS İŞKUR KAPISINDA Ekonomik kriz nedeniyle çalışmak zorunda olan ve ödeme dışında tutulan emekliler İŞKUR kapısında iş bekliyor. Yılın ilk 9 ayında 60-65 yaş üstü 6 bin 349 kişi işe yerleştirildi, 22 bin 115 kişi ise iş için kaydoldu. Ülkede giderek derinleşen ekonomik kriz, 7’den 77’ye milyonlarca yurttaşı yoksulluğun pençesine attı. Ailesinin ekonomik durumu nedeniyle çalıştırılan çocuk sayısı her geçen gün artarken yasal olarak emekliliği hak eden çok sayıda yurttaş da “sefalet ücreti” olarak nitelendirilen emekli maaşları ile geçinemediği için çalışmaya devam etmek zorunda kaldı. İŞKUR’un ocak-eylül dönemine yönelik verileri de emeklilerin içinde bulunduğu vahim tabloyu gözler önüne serdi. Verilere göre, 60-64 yaş grubundaki 4 bin 892 yurttaş ve 65 yaş üzeri yaş grubundaki bin 457 yurttaş ocak-eylül döneminde işe yerleştirildi. İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirilen 60 ve 65 yaş üstü yurttaşların toplam sayısı ise 6 bin 349 oldu. Bu kişilerin bin 338’inin kadın 5 bin 11’inin ise erkek olduğu bildirildi. Kayıtlı işsizlerin bekleme sürelerine yönelik veri de emeklilerin içinde bulunduğu durumu ortaya koydu. Buna göre 60-64 yaş grubundaki 16 bin 53 kişi ile 65 yaş ve üstü grubundaki bin 62 kişinin iş beklediği belirtildi. İŞKUR'a kayıtlı işsiz 60 yaş ve üzeri yurttaşların 5 bin 156’sının, bir yıldan fazla süredir iş beklediği ifade edildi. İşsizlik ödeneğine başvuran 60 yaş üstü yurttaşların sayısı da dikkat çekti. Ocak-Eylül 2023 döneminde toplam 5 bin 285 yurttaş işsizlik ödeneği için başvuru yaptı. Başvuruların yalnızca 2 bin 789’u karşılanabildi. İŞKUR’un, “nitelikli işgücü temin etmekte zorlanan işverenlerin işe alacakları kişileri işyerinde belli bir süre gözlemlemesi ve eğitim vererek işe alması” amacıyla başlattığı İşbaşı Eğitim Programları’na katılan 60 yaş üstü yurttaşların sayısı da kayıtlara yedi olarak geçti. Emekliye Ödemede Kapsam Genişlemeyecek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, çalışmayan emeklilere yapılacak 5 bin liralık ödemeye ilişkin, "Çalışan emeklilerimizi kapsamdışında bıraktık. Gündemimizde başka bir çalışma söz konusu değil" dedi. Işıkhan memur ve emeklilerin beklediği zam hakkında ise "SSK, Bağ-Kur yüzde 38'e yakın, kamu görevlileri ve emeklilerimiz yüzde 50’ye yakın bir artış olacağını öngörebiliyoruz" ifadelerini kullandı.
EMEKLİYİ AYIRDILAR, ÇALIŞANA ÖDEME YOK Açlık sınırı altında maaşla yaşam mücadelesi veren emekliler, tek seferlik 5 bin TL ödeme kararıyla yine hayal kırıklığı yaşadı. Prof. Çelik, çalışan emeklilerin ödeme dışında tutulmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtti. AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çalışmayan emeklilere bir defaya mahsus olarak 5 bin lira verileceğini duyurdu. Emekli sendikaları ve muhalefet karara sert tepki gösterdi. Sosyal politika uzmanı Prof. Dr. Aziz Çelik, "Çalışan emekliler cezalandırıyor. Eşitlik ilkesine aykırıdır" dedi. Seçim öncesi mart ayında yapılan seyyanen artışla en düşük maaşları 7 bin 500 TL yükseltilen emekliler seçim sonrası adeta unutuldu. Temmuz ayında yapılan yüzde 25'lik artışa rağmen kök maaşları düşük olan milyonlarca emekli zam alamadı. Yüksek enflasyon nedeniyle aylıkları her geçen gün eriyen emekliler, miting ve eylemler yaparak seslerini yükseltti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekonomi yönetimi emeklilerin tepkisi karşısında zam için TBMM'nin açılacağı ekim ayına işaret etmişti. Kimler Yararlanacak Emeklilerin zam umudu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önceki gün kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamayla hayal kırıklığına dönüştü. Erdoğan, emeklilere bir defaya mahsus olmak üzere 5 bin lira ödeme yapmayı kararlaştırdıklarını, ödemelerin kasım ayında hesaplara yatacağını söyledi. Erdoğan, emekli olup fiilen çalışmaya devam edenlerin bu düzenlemenin dışında bırakılacağını belirtti. Ödemeden yaklaşık 12.2 milyon emekli yararlanacak ve toplam maliyeti 61 milyar lira olacak. SGK verilerine göre temmuz ayı itibarıyla dul ve yetimlerle birlikte toplam emekli sayısı 15 milyon 467 bin kişi. Emeklilerden 1 milyon 776 bini sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya devam ediyor. Fiilen çalışmaya devam edenler 5 bin liralık ödemeden yararlanamayacak. Çalışmayan emeklilere yapılacak tek seferlik ödeme düzenlemesi tepkileri de beraberinde getirdi. Eşitlik İlkesine Aykırı Prof. Dr. Aziz Çelik: İkramiye uygulaması eşitlik ilkesine aykırı ve ayrımcıdır. Sigortalı çalışan emeklilerin ikramiye dışında bırakılması emekliler arasında ayrımcılık anlamına geliyor. Devlet emeklilerin çalışmasını teşvik ediyor. Bu konuda yasal düzenleme yapıyor. Sonra da çalışan emeklileri cezalandırıyor. Emeklilerin çalışma sebebi düşük aylıklardır. Çalışan emeklilere ikramiye verilmemesi onları daha da mağdur edecek. Öte yandan dul ve yetimlerde de ikramiyenin tamamını alamayacak. Bir başka ayrımcılık da budur. Emekliler için yapılması gereken aylıkların insanca yaşayacak düzeye çekilmesidir. Bunun çözümü bir defaya mahsus ikramiye değildir. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmesi ve emekli aylıkları insanca bir seviyeye çekilmelidir. Hükümet bunu yapmak yerine göz boyamayı tercih ediyor. Onur Kırıcı Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen: Emekli büyük öfke duyuyor. Tansiyonu düşürmeye çalışıyorlar. Sendika olarak bu göstermelik parayı istemiyoruz. Emeklilere insanca yaşanacak maaş ödenmesini istiyoruz. Bir kereye mahsus 5 bin liralık bir ödeme onur kırıcıdır. İntibak yasası çıkarılmadan emeklilerin maaşları hep en altta kalacaktır. Kabul etmiyoruz. Bizde Kasım veya en geç Aralık başında Ankarada bir mitingle sesimizi bir kez daha duyurmayı planlıyoruz. Emekli Ne İstiyor? - Aylık bağlama oranları yükseltilmeli. - Aylıkların alt sınırı asgari ücret seviyesine çıkarılmalı. - Aylıkların artırılma yönteminde ekonomik büyüme hesaba katılmalı. - Emeklilerin aylıklarının belirlenmesinde emekli sendikalarına toplu sözleşme hakkı tanınmalı. - Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde emekliler için barınma, ulaşım, sağlık ve kültürel hizmetlerin devamlılığını sağlamak amacıyla kanunlar çıkarılmalı. Emekli Maaşı Eridi AKP iktidarları döneminde emeklilerin maaşı yüksek enflasyon nedeniyle eridi. 2015 yılında bin 65 olan emekli maaşıyla 10 gram altın alınırken, bugün 7 bin 500 TL olan en düşük emekli maaşıyla 4,5 gram altın alınabiliyor. 73 Yaşında Ama Çalışıyor İkramiye değil, maaş zammı bekleyen emekliler, geçinemedikleri için çalışmak zorunda kaldıklarını belirtti. Emekli olduğu halde Ulus’ta ayakkabı boyacılığı yapan 73 yaşındaki Fikret Aydın, "Mecbur çalışıyorum. 6 bin lira kira veriyorum. 9 bin lira aylık alıyorum. Benim alacağım artışla falan 12 bin lira. Ne yapacağım?" dedi.
UMUTSUZ YURTTAŞ İŞ ARAMAKTAN VAZGEÇİYOR İş aramaktan vazgeçenler nedeniyle işsizlik verileri gerçekdışı bir şekilde düşmüş görünüyor. Ağustos ayında sadece bin kişi istihdam olanağı buldu ancak resmi verilere göre işsiz sayısı 56 bin azaldı. TÜİK verilerine göre ağustos itibarıyla işsiz sayısı 3 milyon 223 bin oldu. İşsizlik oranı ise yüzde 9,2 olarak hesaplandı. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 17,2 olarak açıklandı. TÜİK’in işsiz olarak tanımladığı kişi sayısı bir ayda 56 bin kişi azaldı. Ancak aynı dönemde istihdam edilenlerin sayısı yalnızca bin kişi arttı. 55 bin kişi ise çeşitli nedenlerle iş aramaktan vazgeçerek işgücü piyasasından koptu. Çalışmaya hazır olup da iş aramayanlar, aslında işsiz olduğu halde son dört hafta içinde iş aramak için başvuruda bulunmayanlar, umutsuz işsizler TÜİK’in hesaplamasına göre işsiz sayılmıyor. Bu durum TÜİK’in resmi işsizlik oranında bir miktar düşüş sağlasa da geniş tanımlı işsizlik olarak tanımlanan atıl işgücünün yüzde 22,6’dan yüzde 23’e yükselmesine neden oldu. Böylece gerçek işsiz sayısı ise 8,8 milyona ulaştı. Ağustos 2022’de 7 milyon 406 bin olan gerçek işsiz sayısı son bir yılda 1 milyon 433 bin kişi arttı. İşsizlik Maaşına 133 Bin Başvuru Bu arada işsizlik ödeneğine erişim giderek zorlaşıyor. İŞKUR verilerine göre Ocak-Ağustos döneminde işsizlik ödeneğine 1 milyon 101 bin 815 kişi başvurdu. Ödeneğe başvuranların sayısında bir ayda 133 bin 55 kişilik artış yaşandı. Yılbaşından bu yana başvuranların yalnızca 491 bin 642’si işsizlik ödeneği alabildi. Geçen yıl aynı dönemde işsizlik ödeneği için başvuru yapanların yüzde 49’una bu yıl başvuranların ise yalnızca yüzde 45’ine işsizlik ödeneği verildi. Ülkenin en büyük sorunu olan işsiz gençler işsizlik ödeneği de alamıyor. Ocak-Ağustos döneminde işsizlik ödeneğine başvuranların yüzde 52’sini 15-34 yaş grubundaki işsizler oluşturdu. Bu yaş grubundan başvuruların yalnızca yüzde 37’si işsizlik ödeneği almaya hak kazandı. Deprem Bölgesinde Başvuru Arttı Maraş merkezli depremlerin ardından bölgede işsizlik ödeneği başvurularında ciddi artış yaşandı. Antep, Adana, Maraş ve Hatay en çok işsizlik ödeneğine başvuran iller listesinde ilk 10’a girdi. Depremden en çok etkilenen illerden olan Hatay’da işsizlik ödeneğine başvurular iki katından fazla arttı. Ağustos 2022’de 12 bin 586 olan ödenek başvurusu sayısı bu yıl 27 bin 217 oldu. İşsizlik ödeneğine başvurular bir yılda yüzde 116,25 arttı. Maraş’ta da geçen yıl aynı dönemde 13 bin 28 olan başvuru sayısı bu yıl yüzde 87,26 artarak 24 bin 396’ya yükseldi. Adıyaman’da artış yüzde 72,05 oldu. İşsizlik Ödeneğine En Çok Başvurunun Yapıldığı 5 İl İstanbul: 264.613 Ankara: 74.250 İzmir: 64.271 Bursa: 52.335 Antalya: 35.950

SAĞLIK SİSTEMİMİZ ALARM VERİYOR
2002 yılında başlatılan Sağlıkta Dönüşüm programı ile 1. Basamak göz ardı edilerek, hastaların sevk sistemi ortadan kaldırılmış, tüm yatırımlar tedavi edici hizmetlere, dev sağlık işletmelerine yapılmış, sağlık, kar odaklı bir yapıya dönüştürülmüş, bu durum, nitelikli sağlık hizmeti sunumuna engel olmuştur. Kontrolsüzce ve koruyucu hekimliğin zayıflamasıyla artan hastalık yükü nedeniyle, 2. ve 3. Basamak sağlık kuruluşlarına kışkırtılmış bir sağlık talebi yaratılmış; yıllar içinde yıllık hekime müracaat sayısı, 2002 yılında yılda 3,1 iken; 2022 yılında yılda 10’a kadar tırmanmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkelerinde bu sayının yaklaşık yarısı olması, nasıl bir hasta yükü ile çalışıldığının bir göstergesidir. Yıllık hekime müracaat sayısındaki artış, iktidar tarafından, “rahatça hizmete ulaşan hastaların, istedikleri gibi sağlık kuruluşlarını ziyareti” olarak lanse edilmekle birlikte, esas problem, koruyucu hekimliğin yara almasıyla, hayat koşullarının ağırlaşması, yoksulluğun derinleşmesi ile yetersiz beslenme ve çevresel etkenlerin yarattığı hasar vb nedenlerle hastalık yükünün artmasıdır. Yoksulluk artık bir halk sağlığı sorunudur. Son 20 yılda yaşlı nüfusun artışı, meme/kolorektal tümörler gibi, tarama programlarıyla saptanabilecek tümörlerin yıllar içinde tırmanması, kötü beslenmenin yarattığı ve giderek yükselen obez ve obez öncesi nüfus (15 yaş sonrası nüfusun %64’ü); 20-80 yaş arası nüfusun %15’inin diabetik olması (AB’de %7’lerde) hastalık yükünü artıran temel konular olmuştur. Öyle ki, 15 yaş üstü kadın nüfusunun %60’ına hiç smear yapılmamakta, %65’ine hiç mamografi taraması uygulanmamaktadır. Yıllardır mücadelesi verilen HPV aşılarının ulusal aşı programına alınması adeta bir olay haline gelmiş, önce “yaş grupları ve medeni hale bakılarak”, daha sonra ise bilimsel kabul gören uygulamaların ötesinde, 9-14 yaş aralığında yapılması gereken aşının, 18 yaş üstü aşılama yapılacağı söylemi ile bir halk sağlığı skandalına imza atılmıştır. Benzer vahim bir durum geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı’nın yeni covid varyantı içerikli aşılamanın bir BOYUN EĞİŞ olduğunu söylemesi, küresel sermayeye boyun eğmeyeceğini belirtmesi ile yaşanmıştır. Bir Sağlık Bakanı’nın bu açıklamayı yapması, aşmaya çalıştığımız her türlü aşı tereddütü/aşı reddine zemin hazırlayacak, yükseltmeye çalıştığımız sağlık okur-yazarlığı düzeyini hiç şüphesiz ki baltalayacaktır. Hemen her türlü aşıda, ilaçta, tıbbi sarf ve cihazda küresel sermayeye bağımlı olan, bunu aşmak için 20 yıl boyunca hiçbir yatırım yapmayan, hatta Cumhuriyet dönemi yatırımlarını ortadan kaldıran zihniyet, bilimin gerektirdiği ve tüm bilimsel platformların tavsiye ettiği aşı uygulamasını kabul etmemesi, küresel sermayeye boyun eğmemekten değil, halk sağlığı yatırımlarının bir maliyet kalemi olarak görülmesindendir. Yoğun hasta yükünde çözüm üretemeyen hastaların defalarca ziyareti de eklenince, hastaların sağlık kuruluşlarına başvurusu yıllar içinde artmış, günlük 5-10 dk’lık randevularla, ortalama 100 hasta bakmaya başlayan hekimler tükenme noktasına gelmiştir. Polikliniklerde çözüm bulamayan ve yığılmaya başlayan hastalar, çözümü, Acil Servislerde aramaya başlamış, sonuçta yıllık Acil servis ziyareti, nüfusundan daha fazla olan bir kaosa sürüklenmiştir. Son 20 yılda, Acil Yardım İstasyonu başına düşen nüfus tam 3 katına çıkmıştır. Tıkanan sistem, sağlık çalışanlarını ve hastaları karşı karşıya getirmiş, sağlıkta şiddeti tırmandırmış, vatandaşları hekimlere ve sağlık çalışanlarına düşmanlaştırmış, üstelik şiddet cezasız bırakılmıştır. Tükenen ve itibarsızlaştırılan sağlık çalışanları üzerine binen yük artık taşınamaz hale gelmiş, sağlık çalışanlarında arka arkaya yaşanan intihar vakaları, konunun vahametini gözler önüne sermiştir. Çözümü sadece tesis güvenliğinde arayan zihniyet, şiddetin tırmanmasına, ortamın çalışılmaz hale gelmesine zemin hazırlamıştır. Bu nedenledir ki, hekimler geleceğini yurt dışında aramaktadır. 2012 yılında sadece 59 hekim yurt dışına gidiş için belge talep ederken, bu sayı 2022 yılında 2.685 olarak gerçekleşmiştir. Bu sayıya, emekliye ayrılan, istifa eden ve özel hastanelere geçiş yapan hekim sayısı eklendiğinde, sistem sorunu yaşayan sağlıkta, insan kaynağı zafiyeti de yaşandığı görülmektedir. Hekimlerin, emek yoğun, ağır çalışma koşulları olan, beyin cerrahisi, kalp cerrahisi, göğüs cerrahisi gibi branşları tercih etmemeleri, uzayan eğitim ve ağır çalışma koşulları nedeniyle birçok yan dal tercihlerinin yapılmaması nedeniyle özellikle ülkenin doğu ve güneydoğu bölgelerinde bazı branşlarda yaşanan sıkıntılar, hastaların randevu bulamamaları sorununu artırmıştır. Hekimin yanı sıra, atanmayan hemşireler, sağlık hizmet sunumunu sıkıntıya sokmakta, sağlık sistemi insan kaynağında sayısal olarak yetersiz kalmaktadır. 2022 verilerine göre, 100.000 kişiye düşen hekim sayısı Türkiye’de 228 iken, OECD ortalaması 365’dir. 100.000 kişiye düşen hemşire sayısı olan 356, OECD ülkelerinin yaklaşık 1/3’ü kadardır. 100.000 kişiye düşen diş hekimi ve eczacı sayısı OECD rakamlarının yarısı kadardır ve ağırlıklı olarak özel sektörde istihdam edilmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki temel sorun, sistem ve zihniyet sorunudur. Bu sistemde sağlık çalışanı iki katına dahi çıkarılsa yine tıkanıklık yaşanacaktır. Bu hasta yoğunluğuna ek olarak, tıbbi cihaz endüstrisinin, kur dalgalanmaları, kamunun borçlarını ödememesi ve uzayan vadeler nedeniyle malzeme temin edememesi durumu, sistemi daha da tıkamaktadır. Özellikle beyin cerrahisi, ortopedi ve kalp cerrahisi gibi malzeme bağımlı branşlarda birçok vaka yapılamaz hale gelmiş, hastaların bekleme listeleri oluşmuştur. Hastanelerde büyük ameliyatlar yerini, hızlı devir yapılabilen vakalara bırakmış, bu durum hastanelerde, hasta ortalama kalış günü rakamlarına (5,7’den 4,2’ye düşüş) ve yatak devir hızına da (38,8’den, 50,7’ye çıkış) yansımıştır. Benzer tablo ilaç endüstrisi için de yaşanmaktadır, keza Euro kurunun 14,03 yani yaklaşık reel değerinin yarısı kadar ayarlanması, birçok ilaç grubunun sistemden çekilmesine ve birçok hasta için tedavi sıkıntılarına neden olmaktadır. Yapılması gereken, 1. Öncelikle, 1. Basamak sağlık sisteminin sayısal ve nitelik olarak güçlendirilmesi, altyapısının desteklenmesi; aile hekimi başına düşen nüfusun (3.145), tedrici olarak 2000’lere indirilerek, kamuya ait binalarda ve kamuya ait insan kaynağı ile hizmet vermesi, aile hekimlerinin özlük hakları korunarak sağlanmalıdır. Güçlendirilen 1.basamakla birlikte akılcı ve doğru kriterlerle planlanan sevk mekanizması başlatılmalıdır. Koruyucu hekimliğin güçlendirilerek “önce hasta etmeme” prensibinin benimsenmesi, birçok vatandaşın sorununun 1.basamakta çözülmesine olanak sağlayacaktır. 2. Poliklinik randevularının en az 20 dk olacak şekilde planlanması elzemdir. Kısa randevularla çözüm bulamayan hastaların yeniden hastaneyi ziyaretinin önüne geçilmesi şarttır. 3. Kamuda ve üniversitede çalışan hekim, diş hekimi, eczacı, hemşire ve tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının (çalışma saatleri, maaşlar, nöbet ücretleri, izinleri, emekliliğe yansıtılacak ödemeler vb) düzeltilmesi ve aynı düzenlemelerin aile hekimliği sistemleri; ve gıda güvenliği, çevre sağlığı, biyogüvenlik konularında hizmet veren, tek sağlık yaklaşımının vazgeçilmez üyeleri veteriner hekimler için de yapılması gerekmektedir. 4. Tırmanan şiddet için sistemsel düzenlemenin yanı sıra caydırıcı ve cezai yaptırımların hızla hayata geçirilmesi çok önemlidir. TTB tarafından taslağı hazırlanan Şiddet Yasası’nın hayata geçirilmesi hızla gerçekleşmelidir. Medyada görünür kişilerin şiddeti olumlu gösteren konuşmaları, sağlıkta şiddet haberlerinin verilme şekli, şiddet için meşruiyet zemini hazırlamaktadır. Cezasızlık kültürü, şiddeti yaygınlaştırmaktadır. 5. Yerli üretimin desteklenerek, tıbbi cihazdaki ve ilaç endüstrisindeki %85’lik ithalat bağımlılığının azaltılması, uzun vadede zorunludur. Bu sarmaldan çıkabilmenin bir yolu da yerli üretimdir. 6. Servis yatak sorununun dışında yoğun bakım yatak doluluğu büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoğun bakımlar daha maliyetli hizmetlerdir, yetişmiş insan kaynağı daha azdır ve maalesef, hastane yönetimlerinin maliyet kalemi olarak gördüğü alanlardır. Bu nedenle, özellikle çocuk yoğun bakım gerektiren durumlarda hastalar, ambulansla şehir şehir dolaşmak zorunda kalmaktadırlar. Yatırımların, ameliyathane, yoğun bakım gibi kritik alanlara yapılması ve bunun insan kaynağı ve düzeltilmiş özlük haklarıyla yapılması gerekmektedir. 7. Tek başına bir basın açıklamasına konu olacak KÖİ ise, gerek yapısal büyüklükleri, ergonomiden uzaklıkları, hizmet sunumunu zorlaştıran statüleri ve en önemlisi de Sayıştay raporlarına da konu olan finansman yükleri ve usulsüzlükleri ile derhal durdurulmalı, mevcut sistemler yeniden düzenlenmelidir. Sonuç olarak, sağlık sistemimiz, insan kaynağı yerine dev tesislere yapılan yatırımlarla, koruyucu hekimliği ikinci planda bırakan, kar amacı güden tedavi edici hizmet kurgusu ile ama en önemlisi de sağlığı yönetenlerin bilimsellikten ve uluslararası kabul gören uygulamalardan uzak zihniyeti ile alarm vermekte; zarar gören ise hizmete güvenli ulaşamayan hastalar ve tükenen sağlık çalışanları olmaktadır. İŞ YÜKÜ YARGIYI GECİKTİRİYOR
İş yükü nedeniyle emekçilere zulmedilen PTT’deki hantallığın yargıyı da etkilediği ortaya çıktı. Tebliğe çıkarılan belgelerin muhataplarına ulaşımında gecikmeler hak ihlaline neden oldu. Tekirdağ Barosu’na kayıtlı bir avukatın Kamu Denetçiliği Kurumu’na yaptığı başvuru, PTT’nin içinde bulunduğu tabloyu gözler önüne serdi. PTT aracılığıyla gönderilen hukuki tebligatların muhatabına ulaşmadığını belirten avukat, çözüm için ‘ombudsman’ın kapısını çaldı. Avukat, tebligat dağıtımının uzun süreler almasının yargılama sürecinin ve çözüm bekleyen birçok hukuksal işin gecikmesine sebebiyet verdiğini belirtti. Kamu Denetçiliği Kurumu, PTT’den inceleme talep etti. Şikâyete konu tebligatın, ‘sehven’ geciktiğini savunan kurumun, “Aynı aksaklıkların yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınarak ilgili dağıtım ve kontrolden sorumlu personelin uyarıldığı” iddia etti. PTT yönetimi öte yandan, personelin 6 Şubat’ta meydana gelen depremler nedeniyle yapılan yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için görevlendirilmesini de gecikmelere gerekçe gösterdi. İki Ayda Teslim İncelemeyi derinleştiren Kamu Denetçisi, bazı gönderilerin hareket durumlarını takip numaraları üzerinden mercek altına aldı. İncelemenin ardından, “Gönderiler beş ya da yedi gün içinde teslim edilir” iddiasının uygulamada karşılığı olmadığını ortaya koyan tabloda şunlar sıralandı: 22 Ocak 2021’de PTT’ye teslim edilen gönderi, 23 Şubat 2021’de, 31 Mart 2021’de PTT’ye teslim edilen gönderi, 13 Nisan 2021’de, 2 Ağustos 2022’de PTT’ye teslim edilen gönderi, 13 Ekim 2022’de, 11 Nisan 2023’de PTT’ye teslim edilen gönderi, 8 Mayıs 2023 alıcısına teslim edildi. Adil Yargılanma Hakkı Avukatın başvurusu kapsamında yapılan incelemenin ardından tebligattaki gecikmeleri tespit eden Kamu Başdenetçisi, PTT’ye, “Gerekli tedbirlerin alınması” konusunda uyarıda bulundu. PTT’ye de tebliğ edilen kararda, özetle şu ifadeler kullanıldı: “Tebligat evraklarının tesliminin uzun süreler almasının yargılama sürecinin ve çözüm bekleyen birçok hukuksal işlemin gecikmesine ve haberleşme hürriyeti ile adil yargılanma hakkı kapsamında hak ihlallerine sebebiyet verebileceği dikkate alınmalıdır. Özellikle şikâyet konusu mahkemeler veya icra daireleri tarafından tebliğe çıkarılan belgelere ilişkin posta hizmetlerinin öngörülen sürelerde yerine getirilmesinde yeterli özenin gösterilmesi gerekmektedir.”
TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK BASKILAR ARTIYOR! Dünyanın önde gelen basın meslek kuruluşlarının Türkiye’de ziyaret, temas ve incelemelerde bulunması iktidarı rahatsız etti ve temsilcilerle görüşme reddedildi. Uluslararası gazeteci örgütleri, Türkiye’de medya kuruluşları ve gazetecilere yönelik ağır baskı saptadıklarını, yerel seçime doğru baskıların artacağı kaygısını dile getirdiler! Dünyanın en köklü ve saygın beş gazetelik ve basın özgürlüğü örgütünün yönetici ve temsilcileri geçen hafta Türkiye’de temas ve görüşmelerde bulundu. Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Trans Avrupa Balkanlar ve Kafkasya Gözlemevi (OBCT) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütlerinin başkan, yönetici ve temsilcilerinden oluşan heyet, iktidarda panik ve rahatsızlık yarattı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, RTÜK Başkanı, Adalet ve İçişleri Bakanları, AKP Genel Merkez ve TBMM Grup yöneticileri heyetin görüşme taleplerini reddederek randevu vermedi. Meclis çatısı altındaki TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Dijital Mecralar Komisyonu ve Adalet Komisyonu’nun AKP milletvekili başkanları da uluslararası basın meslek kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmeyi kabul etmedi. İktidar temsilcileri, basına yönelik yapılan uygulamaları savunacak halleri olmadığı için görüşmemeyi kaçış yolu olarak gördüler. Bir hafta boyunca Türkiye’de gazeteci dernekleri, cemiyetleri, basın meslek örgütleri, gazeteci sendikaları, sivil toplum grupları, Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun muhalefet kontenjanından seçilen üyeleri, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile görüşmeler yapan heyet,
TBMM’de CHP, DEVA, EMEP, YSP milletvekilleriyle bir araya geldi. Küresel gazeteci örgütünün temsilcileri, yaptıkları ortak açıklamada; Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskıların, medya kuruluşları ve gazetecilere dönük engelleme, kısıtlama ve yaptırımların ağırlaştığını, basın özgürlüğü krizinin daha da derinleştiğini gözlemlediklerini dile getirdiler. Basın özgürlüğü krizinin her geçen gün daha da derinleştiği, gazetecilerin keyfi tutukluluk ve kovuşturmalarla, mesleki faaliyetlerinden ötürü ağır tehditlerle karşı karşıya kaldığı, basına yönelik saldırı ve tehditlerden sorumlu olanlara yönelik cezasızlığın artarak sürdüğü ifade edildi. Bu yıl yapılan seçimlerde iktidarın medya gücünü her alanda yaygın şekilde kullandığı, dezenformasyon ve sahte haberlerin sosyal medya trollerince yaygın şekilde paylaşıldığı, devlet medyasının tamamıyla iktidar kontrolünde yayıncılık yaptığının belirlendiği vurgulandı. 6 Şubat 2023'te yaşanan depremler sırasında yerel medyanın özellikle hedef alındığına dikkat çeken heyete göre, iktidar yetkililerinin bu tavrı, haber ve bilgi akışını kontrol etme çabasının açık bir örneği. Dezenformasyon yasasının gazeteciliğin kısıtlanmasının aracı haline getirildiği, eleştirel gazeteciliğin terörle eş görüldüğü, gazetecilerin mesleklerini icra ederken ağır yasal-yargısal yaptırım ve sansürün yanında, can güvenliği sorunuyla karşı karşıya olduğu uluslararası basın meslek kuruluşlarının temsilcilerinin tespit ve gözlemleri arasında yer aldı.
ÇEVRE VE DOĞA GÜNDEMİ SANCILI İliç’teki Keşif, Bilirkişilerin Tarafsız Olmadığı Gerekçesiyle Ertelendir Erzincan'ın İliç ilçesinde bulunan Anagold'un Çöpler Altın Madeni tesisi için yapılan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde, Erzincan İdare Mahkemesi davacıların bilirkişiler için yaptığı itirazı kabul etmiştir. Erzincan İdare Mahkemesi, dört bilirkişinin tarafsız ve konunun uzmanı olmadığını onaylamıştır. Davacıların talebi doğrultusunda, hidrolog, maden, meteoroloji ve jeoloji mühendisi bilirkişilerin uzmanlıklarının eksik olduğu, tarafsız olmadığı ve sehven atanmış olduğu gerekçesiyle değiştirilmesine karar verilmiştir. Bu kararın ardından 5 Ekim'de yapılması planlanan keşif ve bilirkişi incelemesi ileri tarihe ertelenmiştir. Diğer yandan, halk sağlığı uzmanı, çevre mühendisi ve sismolog bilirkişilere yönelik yapılan itirazlar ise somut delil yetersizliği nedeniyle kabul edilmemiştir. Bu bilirkişilerin görevlerini yerine getiremeyecekleri veya tarafsız olamayacaklarına dair yeterli delil sunulmadığı gerekçesiyle itirazlar reddedilmişt AKKUYU’DAKİ SANTRALİ Kendimiz İçin Yapıyoruz İtirafı Mersin'in Gülnar ilçesinde inşaatı devam eden Akkuyu Nükleer A.Ş'nin CEO'su ve Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva, bir Rus kanalına verdiği röportajda Akkuyu Nükleer Santrali hakkında, "Kendimiz için inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya'ya aittir" demiştir. Rusya'nın nükleer enerji ihracatı tarihini anlatan Zoteeva, Rusça çevirmeni Sabri Gürses tarafından teyit edilen çeviriye göre şunları ifade etmiştir: "Bunu kendi toprağımızda değil, kendi ihtiyaçlarımız için inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya'ya aittir. Bu bizim santralimiz, başka bir ülkenin topraklarında bulunan bizim santralimizdir." Birinci Sınıf Tarım Arazisine Kurulacak Osb Projesine Yürütmeyi Durdurma Kararı Verildi Tekirdağ'ın Ergene ilçesinde kurulması planlanan Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (PAKOP) için verilen tarım dışı kullanım izninin iptali için açılan davada Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir. Mahkeme kararında, bölgedeki tarım arazilerinin 1. sınıf mutlak tarım arazisi olduğu ve bu arazilerin tarım dışı amaçlar için kullanılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca, bölgede alternatif sanayi bölgelerinin bulunduğunu ve PAKOP'un kurulmasının zorunlu olmadığını vurgulamıştır. Mahkemenin kararında, dava konusu alanın toprak özellikleri incelendiğinde tarım için uygun olduğu, bu tarım arazisinin amaç dışı kullanımının önlenmesi gerektiği, ayrıca bölgedeki diğer Organize Sanayi Bölgelerinin boş kapasitesi olduğu ve bu bölgelerin kullanılmasının tercih edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Milli Parkta Maden Projeleri Artvin'de bulunan Kaçkar Dağları Milli Parkı'nın tehlikede olduğunu gösteren bir gelişme olarak, Altın Koza Altın Madencilik Şirketi'nin Artvin'in Yusufeli ilçesinde 4 yeni maden projesi başvurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Bu projelerin milli park sınırları içerisinde yer aldığı ve toplam 6 bin 188 hektarlık 4 maden ruhsatına sahip şirketin 1,500 hektarlık alanı bu milli parkın içinde bulunuyor. Eğer bu projeler onaylanırsa, yılda 576 dinamit patlaması yapılacak ve yerleşim yerlerine yakın maden ocaklarında saatte 50 buçuk kilogram toz oluşacak. Altın Koza Altın Madencilik Şirketi, bu projeler için ayrı ayrı 2 milyon 850 bin TL harcamayı planlıyor. Altın Koza Altın Madencilik Şirketi, sahibi Akın İpek'in FETÖ suçlamalarıyla hüküm giymesinin ardından 2015 yılında kayyum atanmasıyla bilinir hale geldi. Ancak şirket, iktidarın desteğiyle büyümeye devam etti ve 2022 yılında 4.1 milyar TL net kar elde etti. Şirket, Doğu Karadeniz bölgesinde ardı ardına projeler açıklamış ve Mastra Altın Madeninde çıkardığı cevherleri işlemiştir. Son olarak, Artvin'deki maden ocaklarından çıkarılan cevherler de Mastra Altın Madeninde siyanürle işlenecek. Altın Koza, projelerini genellikle 25 hektarın altında göstererek Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinden kaçınmaya çalışmaktadır. Bu yeni projeler için de aynı yöntemi kullanarak, başlangıçta 25 hektarın altında gösterip, daha sonra projeleri genişletmeyi hedeflemektedir
MAHALLE BAŞKANLARININ DA SÖZ ALDIĞI TOPLANTIDA
Mahalle örgütlenmeleri,sandık örgütlenmeleri,sivil toplum kuruluşları ve Mahallelerdeki sorunların tesbit edilerek çözümüne yönelik çalışmaların başlayacağını anlatan Kızılelma Mahalle başkanlarına teşekkür ederek toplantıyı sonlandırdı.

Yorum Yazın