Cabbar KEMENT
Cabbar KEMENT

Adaletin Terazisi: Sadece Bir Sembol Mü?

Yayınlanma: 02 Nisan 2026
3708 Görüntüleme

Bir toplumun nefes almasını sağlayan oksijen, o ülkedeki hukuk güvenliğidir. Eğer bir vatandaş sabah uyandığında mülkiyetinin, özgürlüğünün ve haklarının devletin koruması altında olduğundan şüphe ediyorsa, o ülkede ne huzurlu bir sosyal yaşamdan ne de istikrarlı bir ekonomiden bahsetmek mümkündür.

Güvenin Sarsıldığı Noktalar

Son yıllarda yapılan kamuoyu araştırmaları, ülkemizde yargıya olan güvenin istenen seviyelerin çok uzağında olduğunu gösteriyor. Peki, ne oldu da "Adalet mülkün temelidir" yazısının altındaki o sarsılmaz inanç zedelendi?

  • Yargıdaki Hız ve Verimlilik Sorunu: "Geç gelen adalet, adalet değildir" sözü artık bir klişeden öte, bir mağduriyet özeti haline geldi. Yıllarca süren davalar, insanların adaleti mahkeme salonlarında değil, başka yerlerde aramasına neden oluyor.

  • Liyakat ve Bağımsızlık Kaygısı: Hâkim ve savcı atamalarında liyakatin yerine başka kriterlerin geçtiğine dair algı, kararların "hukuki" değil "konjonktürel" olduğu şüphesini doğuruyor.

  • Standart Dışı Kararlar: Benzer dosyalarda farklı mahkemelerden çıkan taban tabana zıt kararlar, hukuki öngörülebilirliği yok ediyor.

Hukuk Güveni ve Ekonomi İlişkisi

Hukuk sadece mahkeme salonlarına hapsedilecek bir kavram değildir. Ekonominin de temelidir. Bir yatırımcı, sermayesini getireceği ülkenin kanunlarına ve o kanunları uygulayan yargıçlara güvenmek ister. Hukukun üstünlüğünün zedelendiği yerde ne yabancı yatırımcı kalır ne de yerli girişimci önünü görebilir.

"Hukuk güvenliği olmayan bir ülkede ekonomi, temeli olmayan bir bina gibidir; ilk sarsıntıda yıkılmaya mahkûmdur."

Çıkış Yolu Neresi?

Hukuka güveni yeniden inşa etmek imkansız değil ancak sabır ve irade gerektiren bir süreçtir.

  1. Yargı Bağımsızlığının Tahkimi: Yargının üzerindeki her türlü siyasi ve sosyal baskı mekanizması bertaraf edilmelidir.

  2. Liyakat Esaslı Sistem: Hâkim ve savcı alımlarından yüksek yargı atamalarına kadar tek kriter "bilgi, ahlak ve liyakat" olmalıdır.

  3. Hukuki Öngörülebilirlik: Kanunlar sık sık değişmemeli, uygulayıcılar ise evrensel hukuk ilkelerine sadık kalarak kararlarında tutarlılık sağlamalıdır.

Sonuç olarak; Adalet, sadece suçlunun cezalandırılması değildir; masumun hakkının korunacağından emin olduğu bir sistemin adıdır. Türkiye’nin müreffeh bir geleceğe yürümesinin tek yolu, adaletin terazisini yeniden herkes için eşit ve şaibesiz bir şekilde dengeye getirmektir. Unutulmamalıdır ki; hukuk biterse her şey biter.

Yorum Yazın