Tevfik Kızgınkaya
Tevfik Kızgınkaya

Geleceğe umudun adı, Cumhuriyet’tir

Yayınlanma: 01 Kasım 2026
59055 Görüntüleme

Yine bir 29 Ekim ve yine değişmeyen görüntüler…

İktidar sahiplerinin zorunlu resmî açıklamaları,

Halkın, yurttaşların Cumhuriyet coşkusunu sokaklara ve meydanlara taşımaları,

Yaşlısı genci, anası babası çocukları ile ülkenin dört bir yanından gelen insanların,

Anıtkabir’de Cumhuriyetin kurucusuna sevgilerini ve bağlılıklarını sunmaları ve Cumhuriyeti kutlamaları…

***
Her yıl yaşadığımız bu görüntülerin ortaya koyduğu gerçek:

Ülkemiz Cumhuriyetle kavgalı bir siyasi anlayışla yönetilmektedir,

Yurttaşlarımız da Cumhuriyeti yılda bir gün kutlanan bir bayram günü olarak görmektedir.

Bu tablo gösteriyor ki,

Toplum olarak Cumhuriyetin anlamını ve bizler için önemini bilmiyoruz.

Cumhuriyetin ilkelerinden ve felsefesinden kopartılmasına,

Eserlerinin satılmasına ve yok edilmesine itiraz etmedik, karşı çıkmadık.

Sonuçta da yaşamın her alanında sorun yaşıyoruz ve öğretilmiş çaresizlikle şikâyet ediyoruz.

***

RTE-AKP’nin yarattığı bu tek adam düzeni,

Emeklilerden çalışanlara, kadınlardan gençlere,

İş dünyasından çalışanlara, çiftçilere, esnaflara kadar Millette iki olguyu yok etti:

Geleceği görmek ve geleceğe umut duymak.

Nevin ile Nehir’in Millî Eğitime bakan kişiye yönelik “Bize gelecek yoksa, sana huzur yok” sözleriyse gençlerin gelecek kaygısının ve umutsuz oluşlarının bir ifadesidir.

Ülkemizin en önemli kaynağı olan gençlerimizin geleceklerini başka ülkelerde arıyor olmaları ülkemizin geleceği açısından önemli bir kayıp ve tehlikedir.

***
Cumhuriyetin anlamını ve değerini görebilmek için,

100 yıl öncesine ait olan bu fotoğrafa dikkatlice bakmak gerekiyor.

100 yıl öncesinde cehalet, sefalet ve işgal atındaki bu ülkede,
Köylerde yokluk içinde yaşayan bu çocukların neden gülümsediklerini iyi düşünmek gerekiyor.
Köyde evde, tarlada çalışan, davar gezdiren bu çocuklar,
Cumhuriyetle okulla, öğretmenle, bilgiyle ve sanatla tanışmanın heyecanı ve sevinciyle,

Yaşama ve geleceğe umutla gülümsüyorlar.
 Bugün gerçek anlamıyla Cumhuriyeti yaşamadığımız için,
 Sadece 29 Ekimlerde bir bayram olarak kutladığımız için,
 Cumhuriyetin anlamını ve bizler için değerini bilmediğimiz ve sahip çıkmadığımız için,
 Bizler de gençlerimiz de yaşama gülümsemeyi ve geleceğe umudu yitirdik.
 ***
Cumhuriyetin ne demek olduğunu, kurucu iradenin sahibi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerinde görelim.
Cumhuriyetçilik;
“Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet şekli, Cumhuriyettir.
…Cumhuriyette son söz, Ulus tarafından seçilmiş meclistedir.
… Cumhuriyette meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenini ve huzurunu düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.
Çünkü bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetkili makama belirli bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi Ulus’tur ve yine bunlar bilirler ki, iktidar mevkiine saltanat sürmek için değil, Ulus’a hizmet için getirilmişlerdir.
Ulus’a karşı sorumluluk ve görevlerini kötüye kullandıkları takdirde şu ya da bu biçimde ulusal iradenin kendi haklarında da gerçekleşmesi ile karşı karşıya kalabilirler.
Ulus tarafından, Ulus adına devleti yönetmeye görevlendirilenlerin, gerektiğinde Ulus’a hesap verme zorunluluğu laubali ve keyfî davranışlarla yok edilemez.” 

***
14 Ekim 1925 tarihinde İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyareti sırasında öğrencilerin sorusuna verdiği yanıt, Cumhuriyet’in farkını görmemiz için yeterlidir:
“Cumhuriyet, ahlaksal erdeme dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir.
Sultanlık, korku ve tehdide dayanan bir yönetimdir.

Cumhuriyet yönetimi, erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.
Sultanlık korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir.

Aradaki fark bunlardan ibarettir.”
Mustafa Kemal Atatürk’ün tanımladığı Cumhuriyet ile bugün var olan yönetim anlayışı arasındaki fark, yaşadığımız sorunların nedenini açıkça göstermektedir.

***
Bir de Cumhuriyet’in ilkelerinde Demokrasinin bulunmadığını iddia edenlere öğrenmeleri için bilgi verelim.
Demokrasi (Halkçılık);
“Demokrasi esasına müstenit (dayanan) hükümetlerde hâkimiyet (egemenlik), halka, halkın ekseriyetine (çoğunluğuna) aittir. Demokrasi prensibi, hâkimiyetin millette olduğunu, başka yerde olmayacağını iltizam eder (gerekli kılar). Bu suretle Demokrasi prensibi siyasi kuvvetin, hâkimiyetin, menşeine (kaynağına) ve meşruiyetine temas etmektedir (dayanmaktadır).” ()
Atatürk, Kurtuluş’tan Kuruluşa kadar atılan her adımda gördüğümüz demokrasiyi Halkçılık ilkemizle özdeşleştirmiştir.

***
Bugün Cumhuriyet’i neden gerçek anlamıyla yaşayamıyoruz, sorusunun yanıtı açıktır:
* Köy Enstitülerinin kapatılması,
* Akla ve bilime dayalı Cumhuriyetin Eğitim Politikasının değiştirilmesi,
* Cumhuriyet’in fabrikalarının, üretim tesislerinin satılması,
* Üretime dayanan planlamacı ve kalkınmacı Cumhuriyetin Karma Ekonomi Politikasının yok edilmesi,

* Cumhuriyetin Felsefesinin ve İlkelerinin terk edilmesi…
Bugün Cumhuriyet’in sahibi olduğunu söyleyen siyasetin, özellikle de ana muhalefetin,
Bu gerçekleri görerek Cumhuriyet’e sahip çıkması gerekmektedir.
Tarlada, madende hammaddeyi,
Üniversitede teknolojiyi,
Fabrikada tüketim maddelerini,

Kendimizin üreteceği, hakça paylaşacağı ve adaletin var olduğu bir düzende…
Milletimiz ve özellikle gençlerimiz yok edilen geleceğe olan güvenlerini ve umutlarını yeniden kazanabilirler.
Millete, bizlere düşen görev ise,

Çağdaş Yaşam Biçimimiz olan,
Demokratik Laik Cumhuriyet’e ve Sosyal Hukuk Devleti’ne,
Sadece bayramlarda değil her gün sahip çıkmaktır.
Gerçek anlamıyla Cumhuriyete sahip çıkanlara destek vereceğini hep birlikte haykırmalıdır.

Yorum Yazın