Tevfik Kızgınkaya
Tevfik Kızgınkaya

Vurgunu kimler yedi?

Yayınlanma: 19 Ekim 2026
62477 Görüntüleme

Vurgun yemek su altında derinlere dalınca yaşanır, diye bilirdik, insanı felç eder.

Bu sefer ekonomide, fonlarda, piyasalarda yaşadık vurgunu.

Vurgunu yapanlar kazanma hırsıyla ipin ucunu kaçırmışlar, fazla derinlere dalmışlar, vurgunu da yediler,

Sonuçta piyasaları da ekonomiyi de felç ettiler.

Öyle bir vurgun ki, kaybedenlerin yanı sıra iktidarı da Milleti de vurdu.

"Kaybedenleri anladık da iktidar ile Millet ne alaka", demeyin,

Vurgunun yarattığı açığı vergileriyle Millet yani bizler ödeyeceğiz.

İşin içinden iktidarın değerlisi bir ailenin eski bir aile bakanı ile yöneticileri, yakınları, bürokratları da çıkınca…

Adı ak olanların gerçek yüzü çıktı ortaya.

Hikâyemiz de bundan sonra başladı yaşanmaya.

*

Önce inkar ettiler, sonra önemsiz dediler, yetmeyince reislerini aklamanın telaşına düştüler. 

“Cerrah titizliğiyle” çalıştıklarını söylediler ama Milleti ikna edemediler.

“Listenin tamamı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinde” diyenler,

Nedense fon vurgunu ve borsa manipülasyonu yapanları Millete söyleyemediler, 

Ama sosyal medyaya “millî güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle” erişim engeli getirdiler,

Her zaman olduğu gibi hesabı da gerçekleri haberleştiren gazetecilere kestiler.

*

Çarşamba sabahı Halk TV ile başladı kıyım.

Tam da Ekrem İmamoğlu’nun 19 ay sonra mahkemede savunmasına başlayacağı gün,

Halk TV’ye kayyımla el koydular, susturdular.

Cuma günü de gerçek gazetecileri göz altına almaya başladılar,

Murat Ağırel’i hem de ayağında kelepçeyle ev hapsindeyken göz altına aldılar.

Nedeni ise başka bir komedi, 

“Yaptığım haber nedeniyle gözaltına alınmaya alıştım ancak yapmadığım haber nedeniyle göz altına alınmak ilk defa nasip oldu, hamdolsun. 

Adaletin tüm nimetlerinden sınırsız faydalanıyorum.”

Bahadır Özgür ise “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlamasıyla gözaltına alındı,

Adalete bakanın açıklamaları temelinde haber yaptığı görülünce,

Adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağı ile serbest bırakıldı.

Halkın haber alma hakkını yok etmeye çalışanlar bilmeliler ki,

Gerçekleri saklayamazlar, gerçek gazetecileri de susturamazlar.

*

Fon vurgununu yapanlar mı?

“Ucu nereye giderse gitsin, kime giderse gitsin…” diyenler, 

Nedense ellerindeki listeyle bir türlü vurgunun ucuna gidemediler!

2008’de asrın vurgunu deniz fenerini örtenler,

Fon vurgunundan da iktidarlarını kurtarmanın peşindeler.

*

Kamuoyu ve Millet fon vurgununu ile meşgulken,

Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ve Ulusal Birliğimizi tehdit eden,

Terörsüz Türkiye, Anayasa, Mekke Antlaşması projeleri tıkır tıkır işliyor.

Söylenenleri alt alta yazalım, nelerin hedeflendiğini görmeye çalışalım.

*

Terörsüz Türkiye projesinin mimarı DB, terör örgütünü kuran için, 

“Barış sürecinde siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin de hakkıdır” dedi.

Terör örgütünün başı da “hukuki güvenceler olmadan demokratik siyaset kalıcılaşmaz, barış süreci de başarıya ulaşamaz” diye yol gösterdi.

DEM’li Cengiz Çandar ise RTE’nin yeniden adaylığına destek şartlarını açık etti,

“Vatandaşlık tanımı ve ana dilinde eğitimin önünü tıkayan engelleri kaldıran bir anayasa değişikliği sözü verirse, dediğim gibi 42’nci ve 66’ncı maddeler, o zaman bakılır duruma.”

Bu sözlerin anlamı Tom Barack’ın söylediği,

Irak’ta, Suriye’de olduğu gibi Türkiye’de de “eyalet ya da özerk bölge” düzeni,

Ulusal Birliğimiz yerine “Osmanlı millet sistemi.”

*

Mekke Ortak Savunma Antlaşması ise başka bir tehlike.

Taraflar, birbirleriyle sınır ilişkisi olmayan Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye.

Amacı, “taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini antlaşma taraflarının her birine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir.”

İmzalanma tarihi, 7 Ağustos 2026.

Husi’lerin Suudi Arabistan’a saldırmaya başlaması ise 12 Ekim 2026.

İlginç bir rastlantı!

Bu saldırıların nedeni her ne kadar Yemen iç savaşı olsa da,

Türkiye’nin Ortadoğu’nun çatışmalarla, savaşlarla dolu yapısının bir parçası olmaması, 

Siyasi iktidarın ABD emperyalizminin hedeflerine ve planlarına değil,

Ülkemizin ve Milletimizin çıkarlarına uygun kendi politikalarımızı uygulamasına bağlıdır.

*

Sözün sonunu Yaşar Aydın’ın yazısındaki soruyla bitirelim.

“Türkiye, sahnelenen bu bürokratik müsamereyi çaresizce izlemeye mahkûm mu kalacak, yoksa bu mühendislik çemberini paramparça edecek sahici bir siyasi irade kendi yolunu mu açacak?

Memleketin kaderini işte bu soruya verilecek yanıt belirleyecek.”

Karar ve sorumluluk bizlere, hepimize aittir.

Yorum Yazın