YAŞAR GELER
YAŞAR GELER

Geleceğin Mimarı: "Benim Adım Öğretmen"

Yayınlanma: 03 Mart 2026
2609 Görüntüleme
Öncelikle, Çekmeköy'de bir lisede menfur bir saldırı sonucu hayatını kaybeden meslektaşımız Fatma Nur Çelik’e Allah’tan rahmet; yaralanan öğretmen ve öğrencilerimize acil şifalar diliyorum. Bu vesileyle, ömrünü eğitime adamış ve bu uğurda şehit düşmüş tüm öğretmenlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

"Bilginin ışığında yükselecek bu vatan,
Benim adım öğretmen,
Bana emanet vatan..."
İsterse bir şehirde ya da bir dağ köyünde,
Benim adım öğretmen

Gezerim belde belde,
Kolum kanadım lafım bilgi,
Bende bitmez coşar sevgi,
Memleket sevdasıyla,

Yılmaz yürür bu Türk genci,
Pusu kursalar bile beni vursalar yine,
Benim adım öğretmen
Her demdeyim her yerde,

Benim evim bu vatan çocuklar geleceğim,
Son nefesimde bile öğretmen öleceğim,
Kolum kanadım lafım bilgi,
Bende bitmez coşar sevgi,
Başöğretmen izinde,

Yılmaz yürür bu Türk genci,
Bu dizelerdeki ruhu, sevgiyi ve vatan sevdasını yeni nesillerin kalbine ve zihnine nakşedemedikçe, okullarımızdaki şiddet ve zorbalık sarmalını durdurmamız mümkün değildir.

Şiddet Sarmalının Kaynağı Neresi?
Yaşanan vahim olayların sonuçlarına ağlamadan önce, bu şiddet iklimini besleyen nedenleri dürüstçe sorgulamamız gerekmez mi?
Öğretmeni sadece "şikâyet edilecek bir figür" haline getiren hatlar kurarsak,
Öğretmenin toplumsal statüsünü kendi ellerimizle aşındırırsak,

Okul çatısı altında roller birbirine karışmışsa; veli, idareci ve öğrenci arasındaki hiyerarşi ve saygı sınırı silinmişse,
"Öğretmen artık bizden korkuyor" algısını velilere yerleştirmişsek,
Emanet edilen her çocuğun arkasında art niyet arayan bir bakış açısı gelişmişse,

Suç işleyen kim olursa olsun, hak ettiği cezayı almıyorsa...
İşte o zaman bu acı sonuçlar kaçınılmaz olur. Maalesef "balık hafızalı" bir toplum haline geldik; bugün yas tutuyor, yarın her şeyi unutup aynı hataları yapmaya devam ediyoruz. Oysa Albert Einstein’ın da dediği gibi: "Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir."

Saygınlık Bir Lütuf Değil, Gerekliliktir
Bu sorunu kökünden çözmenin tek yolu, öğretmene hak ettiği saygınlığı yeniden kazandırmaktır. Bu bir rica değil, toplumsal bir beka meselesidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu vizyonu on yıllar önce şu sözüyle ortaya koymuştur: "Mebus maaşlarını öğretmen maaşlarıyla eşitleyin; öğretmen maaşını geçmesin." Bu cümle sadece maddi bir talebi değil, öğretmene verilmesi gereken değerin ölçüsünü ifade eder.
Kırk beş yılını eğitime adamış bir eğitimci olarak çağrım şudur: Öğretmeni veli, kurum veya herhangi bir baskı unsuru karşısında aciz bırakmayan yöntemleri acilen devreye sokmalıyız. Öğretmen güçlü olmazsa, gelecek de güçlü olamaz.

Son nefesimize kadar "öğretmen" ölebilmek dileğiyle...

Yorum Yazın