“Öfkeden, nefretten ve hırstan uzak dur!
İnsanı sessizce çürüten bu üç karanlıktır.”
İnsan bazen bir yangını yıllarca içinde taşır da kimse fark etmez. Yüzünde bir tebessüm vardır belki ama ruhunun kıyılarında fırtınalar kopuyordur. İşte öfke tam da böyle başlar; önce küçük bir kıvılcım gibi düşer insanın içine, sonra yavaş yavaş bütün huzurunu kül eder. Öfkeli insanın sesi yükselir ama kalbi derin bir sessizliğe gömülür. Çünkü öfke, dışarıya saldırmadan önce içeriyi harap eder. Bir bakarsınız, bir zamanlar ince düşünen bir ruh, artık kırıp dökmekten başka bir dil bilmez olmuştur.
Nefret ise karanlığın en soğuk hâlidir. İnsan nefret ettikçe yüzü değil, vicdanı sertleşir. Kalbinin kapıları birer birer kapanır. Merhamet azalır, anlayış susar, gözler yalnızca kusur arar. Ve bir gün insan, düşman sandığı kişiden çok kendine yabancılaştığını fark eder.
Hırs, Çağın alnına yazılmış en gösterişli yalnızlık. Daha fazlasını istemenin sonu yoktur. Daha yüksek, daha büyük, daha parlak. İnsan hep yetişemediği bir göğün peşinden koşar. Fakat bazı zirveler vardır ki oraya çıkarken insan ruhunu aşağıda bırakır. Hırs büyüdükçe kalp küçülür; başarı çoğaldıkça huzur eksilir.
İnsanı hayatta en çok yoran, dünyanın yükü değil; içinde taşıdığı öfke, büyüttüğü nefret ve dizginleyemediği hırstır. Çevrenize bir de bu gözle bakın! Siyaset, Bilim, Sanat, Spor hangi alanda böyle bir karanlıkla karşılaşırsanız ondan uzak durun!
İnsanı kurtaracak şey; sükûnet, vicdan ve biraz da durmayı bilmektir.
Yorum Yazın