Siyaset, adalet, ahlâk her üç terimde yakından toplumu ilgilendiren kavramlardır. Siyasetsiz toplum olmaz. Toplum olunca etik kurallar ev ahlâk ta gereklidir. Bunların doğru uygulanabilmesi için de adalet gereklidir. Demek ki her üç kavramın birbiriyle organik bir bağı vardır. Bu üç ayaktan herhangi birisini çektiğinizde sistem sıkıntıya girer. Sanırım şu zamanda tam da bunu yaşıyor gibiyiz.
Siyaset karmakarışık bir zeminde adeta okyanusta dalgalara yakalanmış bir gemi gibi sağa sola savruluyor, battı batacak. Siyaset kurumu battığında ya da çöktüğünde ülke batar. Toplum çok büyük bir yara alır. Bu yaraların onarılması da uzun yıllar alır.
Adalet dersen, kimine göre doğru kimine göre yanlış. Bir kersim çok memnun diğer kesim huzursuz. Demek ki adalet de adil uygulanamıyor. Adil uygulansaydı herkes kaderine razı olur, yaptığının karşılığını ceza olarak alır ve ses çıkarmadan da hayat devam ederdi. Demek ki öyle değil.
Ahlâk dersen yerlerde sürünüyor. Kimse etik kurallara uygun davranmıyor, ahlaki değerler yerle bir ediliyor. Oysaki ahlâklı olmak en büyük erdem olsa gerek. Şimdi gelelim yaşadıklarımıza. Daha doğrusu toplumun yaşadıklarına. Siyasette dalgalanmalar tüm hızıyla sürüyor. Dün suçladığımız insanlar kulvar değiştirince makbul oluyor. Hatta kırmızı halılarla karşılanıyor.
Dün şu ya da bu partiden benim oyumu alıp meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili ya da parti başkanı veya yöneticisi seçilenler bugün birer birer saf değiştiriyor. Oysa farklı olarak seçmiştik biz adamları. Siyaseten saf değiştirebilirsiniz ama etik, ahlaki ve adaletli olanı saf değiştiren bir görevlinin siyaset dışındaki tüm görevlerinden de istifa etmesini bekliyor toplum.
Bir başka konu da kamu yönetiminde bir yaş sınırı vardır. Devlet ve yasalar diyor ki; kardeşim sen altmış beş bazı mesleklerde yetmiş, yetmiş iki falan oldu bu yaş sınırına geldiğinde mesleki, fiziki ve ruhsal yönden seni yeterli görmüyorum ve görevinden ayrılmak durumundasın. Kamu çalışanı da evet haklısınız artık ayrılmalıyım diyor ve ayrılıyor. Ancak, bundan sonra tezat bir durum ortaya çıkıyor.
Kamudan ayrılan bir adam gidip bakanlıklarda vs farklı görevler alabiliyor. Gidip belediye başkanı, meclis üyesi ya da milletvekili hatta cumhurbaşkanı seçilebiliyor. İşte böyle çarpık bir rejimde devlet yönetiliyor.
Yani bir hukukçu altmış beş yaşına girdiğinde artık yeterli görülmüyor ama adalet ya da iç işleri bakanlığı yapabiliyor. Maliyeci bir memura mal müdürlüğü yaptırmıyorsunuz ama maliye bakanı yapabiliyorsunuz. Altmış beş yaşına gelmiş bir öğretmene yirmi kişilik bir sınıfı teslim etmiyorsunuz ama milli eğitim bakanı yapıp bütün ülkenin geleceği olan gençliği teslim edebiliyorsunuz. Son olarak da yine altmış beş yaşındaki bir kamu görevlisine kamuyu teslim etmiyorsunuz ama milyonlarca insanın kaderini teslim edebiliyorsunuz.
İşte tüm bunlar ne adaletlidir ne ahlakidir, nede sağlıklı bir siyaset yapmadır.
Sonuç olarak; ya kamu çalışma yaşında da sınır olmayacak ya da tüm kamu ve siyaset görevlerine de sınır konulacak. Ayrıca acilen siyasi etik yasası çıkarılmalıdır. Kulvar değiştirecek olan siyasiler tüm görevlerini bırakacak ve en az beş yıl siyaseten bir yerde olamayacaklar.
Altmış beş yaş sınırı tüm kamuyu ve siyaset kurumunu da kapsayacak şekilde yasa çıkarılarak yeniden düzenlenmelidir. Ahlâkın olmadığı yerde adalette ve siyasette olmaz. Üçünü bir arada korumalıyız.
Yorum Yazın