UMUT MEHMET  KIZILKAYA
UMUT MEHMET KIZILKAYA

Sessiz Büyüklük Bir Halk İnsanının ve İlkeli Duruşun Hikâyesi...

Yayınlanma: 17 Ekim 2026
92526 Görüntüleme

Hayatın en zorlu anlarında, tutunacak bir dal aradığımız o karanlık zamanlarda karşımıza çıkan kimi insanlar vardır; hiçbir karşılık beklemeden, sırf insan olmanın ve vicdanın gereğiyle ellerini uzatırlar.

Benim de bu yazının öznesi olan o güzel insanı tanıma ve bu satırları kaleme alma vesilem tam olarak böyle bir andı. Kendisini henüz şahsen tanımadığım, çaresizliğin ve belirsizliğin ortasında bocaladığım en zor günümde, karşılıksız sunduğu o kıymetli destekle hayatıma dokundu. O gün bir kez daha anladım ki; bir insanın gerçek büyüklüğü unvanlarında veya işgal ettiği makamlarda değil, tanımadığı bir insanın derdine tereddütsüz derman olabilme asaletinde gizlidir.

Onu katıldığı dernek toplantılarında güzel Türkçesi, akıcı üslubu ve heyecan verici ses tonuyla yaptığı bilgi ve yürek dolu konuşmalarıyla dinledikçe, anlattıklarının bir hitabetten ibaret olmadığını; arkasında devasa bir birikim ve samimiyet i  barındırdığını fark ediyorsunuz

"Bal Yapan Arı Gibi..."

Onu yakından tanıyanlarla konuştuğumda anlatılanlar, bu kişisel tanıklığımı daha da pekiştirdi. Üstlendiği makamlar veya seçildiği yönetimler ne olursa olsun, çizgisini ve tevazusunu hiç değiştirmemiş bir isimden Hüseyin Okumuş  bahsediyoruz.

Maça gittiğinde protokolde değil, tribünde taraftarların arasında oturup onlarla birlikte sevinen, birlikte üzülen bir halk adamı O... Pazara gittiğinde tezgahtarların gazete kâğıdı üzerine kurduğu sofrada peynir, zeytin, domates, ekmek ve çaydan oluşan o meşhur "pazarcı menüsü"ne eşlik etmekten keyif alan bir dost... Ayrım gözetmeksizin herkesin derdine derman olmaya çalışan, söz verdi mi mutlaka tutan, tabiri caizse bir "bal yapan arı" ya da bir iyilik neferi gibi durmadan oradan oraya koşturan bir gönül insanı.

Üstelik seçildiği her görevde etrafındaki insanlara "Siz seçildiniz" hissini yaşatacak kadar içimizden biri olmayı başarıyor. Kendisine takdim edilen plaketleri dahi kendi şahsı adına değil, daima "halk adına" kabul ediyor. Düzenlenen etkinliklerde gözüne çarpan eksiklikleri ya da aksaklıkları, görevi olmasa dahi kimseyi rencide etmeden, sessizce ve yapıcı çözümler getirerek ortadan kaldırıyor. Onu tanıdıkça, duyduğunuz saygının aslında ne kadar az kaldığını kendiniz görüyorsunuz.

Anadolu’nun Bağrından Kentin Merkezine

Onun vizyonu hiçbir zaman büyükşehirlerin soğuk binaları ya da siyasetin iklimsiz koridorlarıyla sınırlı kalmadı. Anadolu’yu karış karış gezerek memleketin toprağına, insanına ve kültürüne dokunan bir kültür sevdalısı olarak; gittiği her coğrafyada insan öykülerini sabırla dinledi. İşçinin tezgah başındaki yükünü, köylünün toprağındaki kaygıyı, esnafın kepenk kapatırken duyduğu endişeyi yüreğinde hissetti.

Özellikle dar gelirli öğrencilerin eğitim hayatlarını sürdürebilmeleri için geliştirdiği burs mekanizmaları ve kırsal kalkınmanın önemini savunan projeleri, geleceğe ve gençliğe duyduğu inancın en somut göstergesidir.

Yönetsel Disiplinden Devlet Tecrübesine

İstanbul’un karmaşık kent dinamiğinde 26 yıl boyunca özel sektörde üst düzey şirket müdürü olarak kazandığı yönetsel disiplini, İSKİ Genel Müdürlüğü Yeraltı Suları ve Göletler Şube Müdürlüğü’ndeki kamu hizmetiyle harmanlayan bu değerli isim; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yürüttüğü Milletvekili Danışmanlığı göreviyle de devlet tecrübesini pekiştirmiştir. Ancak o, edindiği tüm bu bürokratik gücü hiçbir zaman masabaşı iktidarına dönüştürmemiş, daima halkın somut sorunlarını çözmek için kullanmıştır.

Koltuk Sevdası Değil, İlkeli Mücadele

Onun 38 yıla yayılan siyasi yolculuğu; gençlik kollarından ilçe başkan yardımcılıklarına, MYK üyeliğinden kurultay delegeliklerine uzanan dev bir emeğin resmidir. Ancak o, siyaseti hiçbir zaman ikbal veya koltuk sevdası olarak görmemiştir.

Nitekim partisine kayyum/butlan atandığı ve genel merkeze kolluk kuvvetleriyle girilerek siyasi etik anlayışıyla bağdaşmayan adımların atıldığı o meşum dönemde; "Bu zihniyetle ve yaşanan hukuksuzluklarla aynı çatı altında bulunamam" diyerek 38 yıllık emeğini tereddütsüz geride bırakmıştır. Bu dik duruş, güç karşında eğilmeyen, ilkelerinden ve vicdanından asla ödün vermeyen bir omurganın tarihsel kanıtıdır. Siyasi mücadelesini bugün de aynı kararlılıkla sürdürmektedir.

Sivil Toplumda ve Basında Hakikatin Sesi

Sivil toplum alanındaki köklü mücadelesi; Atatürkçü Düşünce Derneği'nden Yeşil Doğa Koruma Derneği'ne, Çepni dernek ve federasyonlarından spor kulüpleri ve hemşehri derneklerine kadar geniş bir yelpazede karşılık bulmuştur. Cumhuriyet değerlerinin, doğa haklarının ve Anadolu’nun köklü kültür mirasının yaşatılmasına önderlik etmiştir.

Yazılı ve dijital medyada uzun yıllara dayanan gazetecilik tecrübesiyle; pek çok yerel ve bölgesel mecrada köşe yazarı, yayın yönetmeni ve editör olarak kalemini daima halkın, üreticinin ve hakikatin hizmetinde kullanmıştır. Halen Avrasya Basın Yayın Birliği İzmir İl Başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterliği göreviyle basında mesleki etik ve kamuoyunun doğru haber alma hakkı için rehberlik etmeye devam etmektedir.

Peki, Tüm Bu Cümlelerin ve İlkeli Duruşun Arkasındaki Bu İsim Kimdir?

Tanımadığı bir insanın zorda kaldığı an uzatılan bir dost elinden, pazarcı sofrasındaki samimiyete; Anadolu’nun en ücra köşesindeki yoksulun dertdaşlığından sivil toplum ve siyaset önderliğine uzanan bir ömür... Doğup büyüdüğü Anadolu topraklarının harcını İstanbul’un birikimiyle harmanlayan, çalışkanlığıyla imkansızlıkları aşan, dertlilere derman ve sessizlerin sesi olan bu örnek toplum önderi Hüseyin Okumuş'tan başkası değildir.

Hüseyin Okumuş; halkın bağrından kopup gelen, ilkeli duruşuyla güç karşısında eğilmeyen ve geleceğe umutla yürüyen o güçlü ses olmaya devam ediyor.

Yorum Yazın