HÜSEYİN OKUMUŞ
HÜSEYİN OKUMUŞ

Filistin: Bir Davanın Kutsallığı mı, Siyasetin Yakıtı mı?

Yayınlanma: 03 Ocak 2026
19794 Görüntüleme
Ortadoğu’nun kanayan yarası Filistin, onlarca yıldır sadece bir toprak mücadelesinin adı değil; aynı zamanda Siyasal İslam’ın en güçlü manevi kalesi, en işlevsel siyaset sahası ve en büyük kitle mobilizasyon aracıdır. Bugün geldiğimiz noktada Filistin meselesi, Siyasal İslamcı doktrin için vazgeçilmez bir "kimlik ihraç alanı" ve sivil toplum üzerinden yürütülen devasa bir "duygu ekonomisine" dönüşmüş durumda.

Kitleleri Konsolide Etmenin Altın Anahtarı
Siyasal İslam için Filistin, yerel siyasetin tıkandığı, ekonomik veya toplumsal krizlerin baş gösterdiği anlarda başvurulacak "siyasi bir can simidi" gibidir. Bu dava üzerinden kurulan dil; sınıfsal, kültürel veya ekonomik farklılıkları olan geniş bir kitleyi "ümmet" paydasında birleştirir. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın teolojik ağırlığı, siyasal bir söylemle birleştiğinde; seçmen sadece bir partiye değil, "kutsal bir davanın temsilcisine" oy verdiğine ikna edilir. Bu, siyasi sadakati rasyonel zeminden koparıp kutsal bir zemine taşır.

Sivil Toplumun "Yardım" Diplomasisi
Bu sürecin asıl lokomotifi ise sivil toplum kuruluşlarıdır (STK). Siyasal İslam’ın sokağa inen eli olan vakıf ve dernekler, Filistin meselesini bir "yardım kampanyası" estetiğine büründürerek kitleselleştirir.

Ancak burada dikkat çekici bir paradoks vardır: Sivil toplum, Filistin’i sadece yardım ulaştırılacak bir mağduriyet alanı olarak kodladıkça, mesele siyasileşmekten ziyade "hayırseverlik nesnesine" dönüşür. STK’lar aracılığıyla toplanan devasa fonlar, kurulan boykot ağları ve düzenlenen kitlesel mitingler; kurumsal yapıların kendi tabanlarını diri tutmasına, yeni insan kaynağı devşirmesine ve finansal bir döngü yaratmasına hizmet eder. Filistin üzerinden yapılan her yardım çağrısı, aynı zamanda o STK’nın muhafazakar mahalledeki meşruiyetini ve gücünü tesciller.

Bir Siyaset Sahnesi Olarak Mağduriyet
Filistin davasının vazgeçilmezliği, aynı zamanda "öteki" inşasında kusursuz bir işlev görür. Siyasal İslam, bu meseleyi bir turnusol kağıdı gibi kullanarak toplumu; "davanın yanındakiler" ve "duyarsız/batıcılar" olarak ikiye böler. Bu kutuplaşma, iç siyasetteki rakipleri köşeye sıkıştırmak için paha biçilemez bir imkândır. Rakip siyasi figürlerin veya seküler kesimlerin Filistin konusundaki her eksik cümlesi ya da farklı yaklaşımı, "ihanet" veya "duyarsızlık" olarak yaftalanarak kitlelerin öfkesi o yöne kanalize edilir.

Sonuç: Araç mı, Amaç mı?
Asıl sormamız gereken soru şudur: Bu devasa sivil toplum ağı ve siyasi söylem; Filistin halkının özgürleşmesine mi, yoksa muhafazakar kitlelerin "huzurlu bir vicdanla" siyasi aidiyetlerini sürdürmesine mi hizmet ediyor?

Yardım kutularına atılan paraların, meydanlarda atılan sloganların ve sosyal medyada yürütülen boykot kampanyalarının; Filistin gerçeğini bir "siyasal dekor" olmaktan çıkarıp çıkaramayacağını zaman gösterecek. Ancak gerçek şu ki; Filistin, Siyasal İslam için sadece bir dış politika meselesi değil, kitleleri hizalayan, sivil toplumu finanse eden ve iktidar alanını maneviyatla tahkim eden en büyük "kaldıraçtır". Bu kaldıraç devreden çıktığında, sadece bir dış politika tezi değil, koskoca bir siyasal mobilizasyon stratejisi çökecektir. HÜSEYİN OKUMUŞ

Yorum Yazın