Tarihin akışını değiştiren anlar vardır; bir ulusun kaderinin bir kadının omuzlarındaki cephanede, bir annenin duasında ve bir liderin vizyonunda düğümlendiği anlar... Türk kadını için bu düğüm, Kurtuluş Savaşı’nın barut kokulu siperlerinde atılmış, Cumhuriyet’in ilan edilip hakların teslim edilmesiyle bir hürriyet destanına dönüşmüştür.
Cepheden Kürsüye Bir Onur Yolu
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınının savaş meydanındaki eşsiz feragatini gördüğünde o meşhur sözünü tarihe not düşmüştü: “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Bu söz, sadece bir övgü değil, inşa edilecek yeni toplumun temel taşıydı. Kadını sosyal hayatın dışına iten karanlık zihniyete karşı; onu omuzlarda taşıyan, baş tacı eden bir medeniyet projesinin ilanıydı.
1920’li yıllarda cephede Mehmetçik ile omuz omuza çarpışan, kağnısıyla karda kışta cephane taşıyan Anadolu kadını, 5 Aralık 1934’te sandık başına giderek bu mücadelesini siyasi bir zaferle taçlandırdı. Dünyanın pek çok modern ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını elde eden Türk kadını, artık sadece vatanı kurtaran değil, vatanı yöneten iradenin de ortağı olmuştu.
Aydınlanmanın Öncüsü: Kadın
Atatürk, bir toplumun ancak kadının eğitimiyle yükselebileceğini şu sözlerle hatırlatıyordu: “Dünyada her şey kadının eseridir. Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.” Bu ifade, kadına yüklenen sorumluluğun sadece biyolojik bir annelik değil, bir "fikir anneliği" olduğunu gösterir. Bir toplumun yarısı zincire vurulmuşken diğer yarısının özgürleşemeyeceği gerçeğiyle, Türk kadını bilimde, sanatta ve eğitimde en öne geçmeye teşvik edilmiştir. Bugünün mühendisleri, doktorları, pilotları ve akademisyenleri, işte bu "aydın ve faziletli olma" idealinin meyveleridir.
Güçlü Bir Millet, Güçlü Bir Gelecek
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım atarken, toplumsal yapımızı tehdit eden her türlü eşitsizliğe karşı durmak, Atamızın bizlere bıraktığı en kutsal mirastır. Unutmamalıyız ki; “Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir.” Bu azmin temel kaynağı, kadının toplumsal yaşamın her katmanında; karar alma mekanizmalarında, laboratuvarlarda ve yönetim kurullarında tam eşitlikle yer almasıdır.
Dün cephede vatan savunması yapan Türk kadını, bugün teknolojinin, bilimin ve diplomasinin ön saflarında yer alarak Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma görevini sürdürmektedir. Yerlerde sürüklenmeyi reddeden, göklere yükselmeyi hedefleyen bu irade, sonsuza dek hür yaşayacak olan Cumhuriyetimizin en büyük teminatıdır.
Yorum Yazın