Hüseyin Okumuş
Hüseyin Okumuş

ATATÜRK’ÜN ÜRETİM CUMHURİYETİ TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU YENİDEN ÜRETİM EKONOMİSİNE DÖNMEKTİR!

Yayınlanma: 12 Ekim 2026
94032 Görüntüleme
Atatürk’ün ekonomi anlayışının temelinde tüketim değil üretim, rant değil yatırım, ithalata bağımlılık değil ekonomik bağımsızlık, bireysel çıkar değil toplumsal kalkınma vardı. Mustafa Kemal Atatürk, savaşlardan yıkılmış, sanayisi yok denecek kadar sınırlı, nüfusunun yaklaşık %80’i köylerde yaşayan yoksul bir ülkeden, kendi kendine yetebilen, üreten, sanayileşen ve ekonomik bağımsızlığını kazanmış bir Cumhuriyet yaratmayı hedefledi. Çünkü biliyordu ki siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla tamamlanmadıkça gerçek bağımsızlık sağlanamazdı. Daha Cumhuriyet ilan edilmeden, 1923 İzmir İktisat Kongresi ile bu kalkınma anlayışının temelleri atıldı. Köylü, çiftçi, işçi, sanayici, tüccar ve girişimci aynı milli kalkınma hedefinin unsurları olarak görüldü.

Kooperatifçilik: Üreticiyi güçlendiren Cumhuriyet modeli  Atatürk için kooperatifçilik yalnızca çiftçilerin bir araya gelmesi değildi. Küçük üreticinin tefeciden, aracılardan ve sermaye yetersizliğinden kurtulması; finansmana, üretim araçlarına, teknolojiye ve pazara ulaşabilmesi demekti.
1931 yılında İzmir Ticaret Odasında söylediği şu sözler bu anlayışın özünü ortaya koyuyordu:
“Muhakkak surette birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak; maddi ve manevi kuvvetleri, zekâ ve maharetleri birleştirmektir.”
Atatürk, bu düşünceyi yalnızca savunmakla kalmadı; 1925 yılında Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifinin, 1936 yılında Silifke Tekir Tarım Kredi Kooperatifinin bir numaralı ortağı olarak bizzat uyguladı.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında oluşturulan ekonomik örgütlenme anlayışı son derece dikkat çekiciydi:
Ziraat Bankası finansmanı sağlayacak, Tarım Kredi Kooperatifleri üreticiyi destekleyecek, Tarım Satış Kooperatifleri ürünün pazarlanmasını örgütleyecek, Toprak Mahsulleri Ofisi piyasayı düzenleyecek, devletin örnek çiftlikleri ise bilimsel tarımı ve modern üretim tekniklerini geliştirecekti.
Bu kurumlar birbirinden kopuk kuruluşlar değil, üretimden pazarlamaya kadar uzanan bütüncül bir kalkınma anlayışının parçalarıydı.
Amaç yalnızca çiftçinin üretmesi değil, ürettiği ekonomik değerden hak ettiği payı almasıydı.

Tarım, sanayi, yatırım ve ihracat: Kalkınmanın birbirini tamamlayan güçleri
Atatürk, tarımı ve sanayiyi birbirinin alternatifi değil, birbirini besleyen iki temel ekonomik güç olarak görüyordu.
Ankara Orman Çiftliği ve diğer örnek çiftlikler yalnızca tarımsal üretim yapılan işletmeler değildi. Bunlar modern tarımın, makineleşmenin, hayvancılığın, bilimsel üretim yöntemlerinin ve verimliliğin geliştirildiği birer uygulama ve eğitim merkeziydi.
Atatürk'ün 1937 yılında çiftliklerini Hazine'ye bağışlaması, bu kurumların kişisel servet oluşturmak için değil, toplumun kalkınmasına hizmet etmek üzere geliştirildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir.

Diğer taraftan 1927 Sanayi Teşvik Kanunu, 1934 Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, Sümerbank, Etibank ve milli bankacılık politikalarıyla sanayileşme ve yatırım seferberliği başlatıldı.
Devlet, özel girişimcinin rakibi değil; sermaye ve teknolojinin yetersiz kaldığı alanlarda yatırımın öncüsü, üretimin destekleyicisi ve ekonomik kalkınmanın düzenleyicisi olacaktı.

Atatürk'ün devletçiliği, her şeyi devletin üretmesi değil; devletin öncülüğünde çiftçinin, işçinin, sanayicinin ve girişimcinin birlikte kalkınmasıydı.
Bu modelin hedefi, yerli kaynakları işlemek, yerli üretim ve istihdamı artırmak, ithalata bağımlılığı azaltmak, milli sermayeyi güçlendirmek ve Türkiye'nin dış ticarette rekabet gücünü artırmaktı.

Bugünün Türkiye'si: Üreticiyi güçlendirmeden kalkınma mümkün mü???
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel ekonomik sorunlardan biri, yerli üretim ekonomisinin yeterince güçlendirilememesi ve neredeyse yok edilmesidir. Çiftçi artan mazot, gübre, tohum, enerji ve finansman maliyetleri karşısında ezilirken; sanayici yüksek finansman maliyetleri, ithal girdilere bağımlılık ve yatırım belirsizlikleriyle boğuşmaktadır.

Üretici çoğu zaman ürününü değerinde satamazken, tüketici aynı ürüne alım gücüyle orantılı olmayan aşırı yüksek fiyatlarla ulaşmaktadır. Yani ulaşamamaktadır!  Üretimden tüketiciye uzanan zincirde katma değer oluşmaması ya da oluşan katma değerin adil paylaşılmaması hem çiftçiyi hem de tüketiciyi çok olumsuz etkilemektedir. Bu tablo karşısında yalnızca finansal göstergelere, tüketimi canlandırmaya, kısa vadeli sermaye girişlerine veya ithalatı kolaylaştırmaya dayanan politikalarla kalıcı refah yaratılamaz! Bunun dünya tarihinde bir örneği yoktur!

Bir ülkenin gerçek zenginliği, ne kadar tükettiğiyle ya da paradan ne kadar para kazanıldığıyla değil; ne kadar ürettiği, ürettiğine ne kadar değer kattığı ve dünya pazarlarına ne kadar rekabetçi ürün sunabildiğiyle ölçülür.
Cumhuriyetimizin 103. yıldönümüne yaklaştığımız bugünlerde yapılması gereken ise; Atatürk döneminin üretim ve kalkınma modelini çağdaş teknolojilerle yeniden hayata geçirmektir.

Kooperatifler yalnızca kredi dağıtan kuruluşlar olmaktan çıkarılmalı; üretimi planlayan, girdileri ortak temin eden, ürünleri depolayan, işleyen, markalaştıran ve doğrudan ihracat yapabilen güçlü ekonomik örgütlere dönüştürülmelidir. Çiftçi yalnızca tarlasının değil, ürününün işlenmesinden pazarlanmasına ve ihracatına kadar oluşan ekonomik değerin de ortağı olmalıdır. Sanayide ise son 25 yıldır satılıp özelleştirilen fabrikalar günümüz koşulları ile yeniden değerlendirilip üretime ve istihdama kazandırılmalı, üretken yatırımlar, araştırma ve geliştirme, ileri teknoloji, yerli ara malı üretimi ve yüksek katma değerli ihracat desteklenmelidir. Devletin görevi üreticiyi sürekli yardıma muhtaç bırakmak değil, onu kendi ayakları üzerinde durabilecek ekonomik güce kavuşturmaktır.

Sonuç: Türkiye bir an önce yeniden Atatürk'ün kalkınma ilkelerine dönmelidir!
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye, çok sınırlı sermayeye, teknolojiye ve altyapıya rağmen büyük bir üretim ve sanayileşme hamlesi başlatabildi.
Bugün ise çok daha gelişmiş insan kaynağına, bilimsel bilgiye, sanayi altyapısına ve teknolojik olanaklara sahibiz.
Öyleyse sorun yalnızca kaynak yetersizliği değil; kaynakların hangi ekonomik önceliklerle kullanıldığı ve kalkınmanın hangi anlayışla yönetildiğidir. Zihniyetin değişmesi kaçınılmazdır!

Türkiye'nin geleceği, üreticiyi zayıflatan, ithalata bağımlılığı artıran, üretken yatırımlar yerine kısa vadeli kazançları özendiren ekonomik tercihler üzerine kurulamaz.
Günümüz dünyasında politik karmaşa ve savaşlar devam etmekte, siyasi güç eksenler belirsizleşmektedir. Bu aşamada ülkemizin ekonomik, kültürel ve siyasi bağımsızlığı gelecek nesillerimiz için son derece önem kazanmıştır. Artık belirli güç ve sermaye odaklarının taşeronu olmak yerine bağımsız bölgesel güç olmak zorundayız! 

İhtiyacımız olan, geçmişin kurumlarını olduğu gibi kopyalamak değil; Atatürk'ün ve Cumhuriyetin planlı kalkınma, kooperatifçilik, milli üretim, özel girişimciliğin teşviki, sanayileşme ve ekonomik bağımsızlık ilkelerini 21. yüzyılın koşullarında yeniden devlet politikası haline getirmektir.
Bunun için daha fazla zaman kaybedilmemelidir.
Çünkü Atatürk'ün Cumhuriyet'i, yokluk içinde üretimle kalkınmayı başarmış bir ülkenin eseridir. Bu politikalar ile ''Kimsesizlerin Kimsesi'' olunur!
Bugünün Türkiye'si de ekonomik sorunlarını ancak üreticiyi, çiftçiyi, sanayiciyi ve yatırımcıyı yeniden kalkınmanın merkezine yerleştirerek aşabilir. Fonculukla, spekülasyonla, paradan para kazanma peşine koşmayla, ithalat ekonomisiyle, haksız zenginleşme yöntemleriyle değil !!!

Gençlerimiz ancak bu model ile ülkesinde iş bulabilir, refahını, bilgisini artırabilir ve yabancı ülkelerde geleceğini aramaz!
Vatanımızın ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ettiği zenginliğe ve itibara kavuşması; rant ekonomisinden üretim ekonomisine, ithalat bağımlılığından katma değerli ihracata, bireysel çıkarların önceliğinden toplumsal kalkınmaya yönelmekten geçmektedir.

Atatürk'ün ekonomi politikalarına dönüş, geçmişe özlem ya da ezbercilik değil; Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığı ve geleceği için tarihsel bir zorunluluktur.
Kaynaklar
Tarihsel dayanaklar: 
Atatürk Ansiklopedisi – Atatürk'ün Ekonomi Politikası; 
Atatürk Araştırma Merkezi – Atatürk'ün Direktif ve Tavsiyeleri Işığında Türk Tarımındaki Gelişmeler (1923–1938); T.C. Ticaret Bakanlığı – Türkiye'de Kooperatifçiliğin Tarihçesi.  Hazırlayan : Hüseyin Okumuş Gazeteci/ Yazar

Yorum Yazın