Geçenlerde mahalle Esnafının önünde çay içerken, Kazım Karabekir mahallemizin muhtarı Ahmet ŞAHİN yanımıza oturdu. Elinde sararmış tebligat zarfları, cebinde mahalleden bir teyzenin ilaç listesi... “Sayın Ahmet Şahin,” dedim, “e-Devlet çıktı, her şey dijitalleşti. Sizin işler de bitti sayılır, değil mi?”
Gülümsedi, çayından bir yudum aldı ve şöyle dedi: “Sistem ikametgâhı verir Başkan, ama o evde tencerenin kaynayıp kaynamadığını bilmez. Sistem tebligatı postalar, ama o tebligatı alan dul kadının gözündeki korkuyu silemez.”
İşte tam bu cümle, 19 Ekim’de kutladığımız Muhtarlar Günü’nün ve bu kadim kurumun neden vazgeçilmez olduğunun en yalın özetidir.
Bizler muhtarlığı genellikle mühür basılan, ikametgâh alınan basit bir idari birim sanırız. Oysa muhtarlık, Türk idare tarihinin en derin, en kılcal damarıdır. 1829’da II. Mahmud döneminde İstanbul’da başlayan bu serüven; aslında devletin, vatandaşın kapısına kadar uzattığı sıcak elin tarihidir.
Eski Türk geleneğindeki obanın dert ortağı "Aksakal" figürü, Osmanlı’dan günümüze taşınırken adını "Muhtar" koymuştur. "Muhtar" kelimesi tesadüf değildir; Arapça "hayır" kökünden gelir, "seçilmiş, seçkin kişi" demektir. Rozetinde bir siyasi parti amblemi taşımayan, doğrudan mahallelinin ve köylünün özgür iradesi ile o koltuğa oturan tek yöneticidir muhtar.
Şehirde durum böyleyken, kırsalda ve köylerde muhtarın yükü çok daha derin, sorumluluğu çok daha hayatidir.
Köy muhtarı, devlet ile vatandaş arasındaki idari bir bağ olmanın ötesinde; köyün Hızır’ı, koruyucusu ve dış dünyayla olan tek can damarıdır. Ulaşımın kısıtlı, imkânların dar olduğu ücra bir köyde muhtar;
-
Hastaneden, doktordan köylünün reçeteli ilacını alıp getiren şifacıdır,
-
İlçedeki çarşıdan, pazardan köylünün temel ihtiyaçlarını, siparişlerini tedarik edip evine kadar teslim eden güvenilir bir emindır,
-
Köyün bir eksiği, bir arızası veya ihtiyacı olduğunda traktörüne ya da arabasına atlayıp ilçe ilçe, kurum kurum gezen ilk tedarikçidir.
Sosyologlar devasa kentleşmeyi anlatırken “bireyin anonimleşmesinden”, yani yalnızlaşmasından bahsederler. Milyonluk metropollerde yan komşumuzun adını bilmeden yaşarız; köylerde ise mesafe yüzünden yalnız kalırız. Ama ister şehirde ister en ücra köyde olsun, o büyük yalnızlığın ortasında sığınılacak tek bir kapı vardır: Muhtarlık.
-
Mahalledeki yoksulun onurunu kırmadan yardım paketini kapısına bırakan vicdandır muhtar.
-
Gece yarısı çıkan bir yangında, afet anında ya da asayiş sorununda kolluk kuvvetinin ilk aradığı rehberdir.
-
Resmî bürokrasinin soğuk yüzü ile vatandaşın sıcak dünyası arasında kurulmuş sarsılmaz bir köprüdür.
Günümüzde teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin; algoritmanın hissetmediği vicdanı, yapay zekânın ikame edemediği insan dokunuşunu muhtarlarımız üstleniyor. e-Devlet evrakı çözebilir ama köylünün çarşıdan gelecek ilacını taşıyamaz; mahalledeki yalnız bir yaşlının halini hatırını soramaz.
19 Ekim Muhtarlar Günü, bir takvim yaprağındaki resmî kutlamadan ibaret olmamalıdır. Bu gün; mahallesinin ve köyünün derdiyle hemhal olan, kapısını çaldığımızda bizi güler yüzle karşılayan, devletimizin en ücra köşedeki gülen yüzü ve vicdanı olan tüm muhtarlarımıza bir teşekkür borcudur.
Mahallemizin huzuru, köylerimizin teminatı olan tüm muhtarlarımızın günü kutlu olsun. Çayları hep sıcak, kapıları her daim açık kalsın.
Yorum Yazın