Son dönemde Washington ve müttefik başkentlerin kulislerinde, Trump yönetimine yakın bazı analistler ve güvenlik uzmanları tarafından dile getirilen "derin yer altı tesislerini imha etmek için taktik nükleer başlıkların (örneğin sığınak delici B61-12 varyantlarının) bir seçenek olabileceği" yönündeki söylemler, uluslararası güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Konvansiyonel sığınak imha edici bombaların (MOP) dağların yüzlerce metre altına inşa edilen Fordov gibi tesislerde yetersiz kalabileceği bahanesiyle nükleer seçeneğin masaya getirilmesi, askeri bir zorunluluk değil; stratejik bir akıl tutulmasıdır.
Diplomasinin askeri baskı ve caydırıcılıkla desteklenmesi uluslararası ilişkilerde bilinen bir yöntemdir. Ancak bu baskının nükleer bir boyuta taşınması, diplomasinin devamı değil, tam anlamıyla feshedilmesidir.
"Taktik" Efsanesi ve Yanılsaması
Askeri literatürde "taktik" ön eki, bir silahın etki alanını sınırlı ve masum göstermek için kullanılan tehlikeli bir retorikten ibarettir. Sığınak delici bir nükleer başlık toprağın derinliklerinde patlatılsa dahi, radyoaktif kirlenmenin yer altı sularına karışması, atmosfere saçılan serpintinin rüzgârlarla bölge ülkelere yayılması ve kitlesel sivil kayıplar kaçınılmazdır. "Sınırlı nükleer vuruş" kavramı, simülasyon odalarının kâğıt üzerindeki bir fantezisidir; gerçek dünyada karşılığı, kontrol edilemez bir insani ve çevresel felakettir.
Körfez’den Orta Doğu’ya Geri Tepme Riski
Böyle bir saldırı karşısında Tahran’ın tepkisiz kalacağını düşünmek, bölge jeopolitiğini hiç anlamamaktır. İran’ın vereceği asimetrik ve geniş çaplı askerî misilleme, Körfez’deki ABD askeri üslerini, bölgesel enerji altyapılarını ve doğrudan komşu ülkeleri hedef alacaktır. Çatışmanın kontrolden çıkarak Topyekûn bir Bölgesel Savaşa dönüşme ihtimali, hiçbir askeri analistin göz ardı edemeyeceği kadar yüksektir.
Türkiye dâhil olmak üzere bölge ülkelerinin sınır güvenliği, enerji hatları, su kaynakları ve milyonlarca sivilin yaşamı, Washington’daki bir grup şahin stratejistin risk analizine kurban edilemez.
80 Yıllık Tabunun Yıkılması
1945’ten bu yana küresel stratejik dengeyi ayakta tutan en temel unsur, nükleer silahların kullanımına yönelik kolektif tabudur. Bu eşiğin tek bir yer altı tesisini imha etmek uğruna tek taraflı olarak aşılması, dünyadaki diğer nükleer güçler ve nükleer eşikteki ülkeler için de Pandora’nın kutusunu açacaktır. Nükleer silahların "kullanılabilir bir operasyonel araç" haline geldiği bir dünya düzeninde, uluslararası hukuktan da küresel güvenlikten de bahsetmek imkânsızlaşır.
Hiçbir devletin güvenlik kaygısı, hiçbir siyasi liderin iktidar hesabı veya geleceği, insanlığı nükleer bir felaketin eşiğine getirmeyi haklı çıkaramaz. Yer altındaki betonu delmek için küresel felaketi göze alan karar vericilerin stratejik muhakemesi ve akıl sağlığı, bugün her zamankinden daha fazla sorgulanmaya muhtaçtır.
Yorum Yazın