HÜSEYİN OKUMUŞ
HÜSEYİN OKUMUŞ

129 Canın Külünden Doğan Cumhuriyet: 8 Mart Bir ‘Kadın Devrimi’dir

Yayınlanma: 08 Mart 2026
94186 Görüntüleme

Bugün 8 Mart. Kimileri için indirimli alışverişlerin, kimileri için pembe kurdeleli kutlama mesajlarının günü... Oysa 8 Mart’ın kökeninde çiçek kokuları değil, yanık pamuk kokusu ve ağır bedeller vardır. 1857’de New York’ta bir dokuma fabrikasında greve çıkan, "insanca çalışma" talebiyle can veren 129 kadının mirasıdır bugün.

Ancak Türkiye için 8 Mart, sadece küresel bir anma günü değildir; bu toprakların özgürlük karakteridir.

Prangadan Göklere: Atatürk’ün Vizyonu

Dünya tarihine baktığınızda kadın haklarının çoğu zaman sancılı bir "lütuf" gibi verildiğini görürsünüz. Oysa Anadolu’da durum farklıydı. Osmanlı’nın son döneminde nüfusta sayılmayan, boşanma hakkı dahi olmayan, çocukları üzerinde velayeti bulunmayan Türk kadını; kaderini eline bir tüfek ve kucağına bir mermi alarak değiştirdi.

Halide Edip’in kaleminde, Nene Hatun’un tabyasında, Halime Çavuş’un cephesinde pişen bu mücadeleyi, Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk en doğru yere mühürledi: Eşitlik. Atatürk’ün şu sözü, aslında bugün tartıştığımız pek çok sosyolojik sorunun reçetesidir:

"Bir toplumun yarısı zincirlere bağlı kaldıkça, diğer yarısı göklere yükselemez."

1926 Türk Medeni Kanunu ve ardından gelen seçme-seçilme hakları, o dönem Avrupa’nın "modern" sayılan ülkelerinde henüz hayal bile edilemezken, Türkiye bir "Kadın Devrimi" gerçekleştiriyordu. Türk kadını, seçme ve seçilme hakkını birçok dünya ülkesinden önce, kendi bileğinin hakkıyla ve Cumhuriyet’in aydınlık vizyonuyla elde etti.

Sadece Kutlama Değil, Bir Farkındalık Duruşu

Bugün gelinen noktada tablo ne yazık ki toz pembe değil. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de kadına yönelik şiddet, fırsat eşitsizliği ve toplumsal ayrımcılık hâlâ "en büyük engel" olarak karşımızda duruyor.

Şunu yüksek sesle söylemek zorundayız: Kadının güçlü olmadığı bir toplum, tek kanatlı kuşa benzer. Havalanmaya çalışır ama yükselemez. Sosyal adaletin, kalkınmanın ve gerçek demokrasinin ön şartı, kadının karar alma mekanizmalarında, ekonomide ve bilimde "vitrin süsü" değil, "esas özne" olmasıdır.

Geleceğin Mimarları

Sivil toplum kuruluşlarının, aydınların ve her bir bireyin bugün yapması gereken şey, 8 Mart’ı bir güne hapsetmemektir. 8 Mart; bir farkındalık, bir dayanışma ve bir hatırlatmadır. Hatırlamamız gereken en temel gerçek ise şudur:

Kadın varsa demokrasi vardır. Kadın varsa gelecek vardır.

Hayatın yükünü omuzlayan, emeğiyle dünyayı güzelleştiren ve Cumhuriyetimizin değerlerini yarınlara taşıyan tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Unutmayın; bir toplumun gerçek gelişmişlik karnesi, kadınlarının yüzündeki tebessüm ve gözlerindeki özgürlük ışığıyla ölçülür.

Yorum Yazın