Yalçın Sevim
Yalçın Sevim

Hatıralar Bulut’a Sığar mı?

Yayınlanma: 16 Şubat 2026
13686 Görüntüleme
Geçen gün çekmeceleri karıştırırken, köşeye sıkışmış, kenarları sararmış bir vesikalık fotoğraf buldum. Arkasında sadece bir tarih ve iki kelime: "Unutma beni." Şimdilerde binlerce fotoğrafı telefonlarımızın "bulut" depolarına hapsediyoruz da, hangisine bakarken o kağıt parçasının yarattığı kalp çarpıntısını hissediyoruz?

Kabul edelim, modern dünya bize muazzam bir depolama alanı sundu ama karşılığında hislerimizi seyreltmemizi istedi. Binlerce fotoğraf çekiyoruz ama bir tanesini bile elimize alıp dokusunu hissetmiyoruz. Her şey "silinebilir", her şey "kaydırılabilir" ve her şey "geçici" hâle geldi. Oysa bir nesneyi kıymetli kılan, onun biricik olması ve zamanla birlikte yaşlanmasıdır.

Bugün bir hard diske binlerce anı sığdırabilirsiniz. Ancak o hard disk bozulduğunda ya da şifresini unuttuğunuzda, aslında biriktirdiğiniz şeyin sadece veri olduğunu anlıyorsunuz. O eski fotoğraf karesi ise orada, dokunabileceğiniz kadar gerçek ve yaşanmışlık kokuyor.

Son yıllarda bir minimalizm rüzgârıdır gidiyor. "Eşyalardan kurtulun, hafifleyin, sadeleşin" deniliyor. Elbette evimizi bir depo alanına çevirmeyelim; ancak her şeyi fırlatıp atmak, kendi geçmişimizin sayfalarını yırtmak değil midir?

Bir fincanın kenarındaki o küçük çatlak, belki de annenle yaptığın en dertli sohbetin nişanesidir. O eski kitap, sayfalarının arasındaki kurumuş çiçekle birlikte sadece bir kağıt yığını değildir; senin on sekiz yaşındaki hayallerinin sığınağıdır. Nesneler, biz onlara ruh üflediğimiz sürece yaşarlar. Onları hayatımızdan tamamen çıkardığımızda, geriye sadece steril ve ruhsuz birer oda kalır.
Asıl soru şu: Biz gerçekten anı mı biriktiriyoruz yoksa sadece görüntü mü topluyoruz? Bir nesneye dokunmanın, onun soğukluğunu veya sıcaklığını hissetmenin yerini hiçbir pixel tutamaz.

Gelin bugün bir deney yapalım. Telefonunuzdaki o uçsuz bucaksız galeriden çıkın ve evinizdeki gerçek bir nesneye odaklanın. Belki eski bir saat, belki babadan kalma bir kalem... Onun hikâyesini hatırlayın. Çünkü bizi biz yapan, sahip olduğumuz teknolojik aletlerin hızı değil, ruhumuzda iz bırakan o küçük, mütevazı emanetlerdir.

Dijital dünya bize her şeyi hatırlatabilir ama hiçbir şeyi hissettiremez.

YALÇIN SEVİM

Yorum Yazın