İnsan hayatı boyunca pek çok şeyi arar. Mutluluğu, huzuru, başarıyı, sevgiyi… Ama en çok aradığı şeyi çoğu zaman fark etmez: Kendisini.
Çünkü insan, kendini bulmanın kolay bir şey olduğunu sanır.
Aynaya baktığında gördüğü yüzü tanımayı yeterli zanneder.
Oysa insanın asıl kimliği, dış görünüşünde değil;
düşüncelerinde, hislerinde ve seçimlerinde saklıdır.
Hayat ilerledikçe insan farklı rollere girer. Birinin evladı, birinin dostu, birinin çalışma arkadaşı olur.
Bu roller zamanla o kadar iç içe geçer ki insan, hangisinin gerçekten kendisi olduğunu ayırt etmekte zorlanır.
Bazen başkalarının beklentileriyle yaşar. Beğenilmek, kabul görmek, onaylanmak için kendinden ödün verir. Fark etmeden başkalarının istediği biri olmaya çalışır.
Ve bir gün durup düşündüğünde, kendine şu soruyu sorar:
“Ben gerçekten kimim?”
Bu soru kolay bir soru değildir.
Çünkü cevabı hazır değildir.
İnsan bu sorunun cevabını yaşayarak, deneyerek ve bazen de hata yaparak bulur.
Kendini bulmak, bir anda gerçekleşmez. Bu bir süreçtir.
İnsan bazen yanlış yollara girer, yanlış insanlar tanır, yanlış kararlar verir. Ama her yanlış, onu biraz daha kendine yaklaştırır.
İnsan kendini en çok zor zamanlarda tanır. Çünkü rahat anlarda herkes güçlü görünür.
Ama insan gerçekten zorlandığında, içindeki gerçek karakter ortaya çıkar.
Kendini bulmak, kusursuz olmak değildir.
Aksine, eksiklerini kabul edebilmektir. Zayıf yönlerini görmek ama buna rağmen kendine değer vermektir.
Belki de en büyük sorun, insanın kendini kaybetmesi değil,
kendisini hiç tanımamış olmasıdır.
Ve belki de en büyük keşif, yeni yerler görmek değil,
kendi iç dünyasını keşfetmektir.
İnsan bir gün kendine gerçekten baktığında şunu fark eder:
Aradığı şey hiçbir zaman uzaklarda değildi. Sadece onu görmek için biraz durması gerekiyordu.
Yorum Yazın