Bir büyüğümün yıllar önce söylediği bir cümle, bugünlerde sık sık aklıma geliyor:
“Evlat, cep telefonunu ve arabasını komşusundan daha çok seven bir toplumda ne olmasını bekliyordun?”
İlk duyduğumda bu söz bana biraz sert gelmişti. Hatta haksızlık içerdiğini düşünmüştüm. Ancak zaman içinde çevreme daha dikkatli bakınca, bu cümlenin yalnızca bir serzeniş değil, aynı zamanda toplumsal bir tanı olduğunu fark ettim.
Bugün insanlar, birbirlerine ayırdıkları zamandan daha fazlasını sahip oldukları eşyalara ayırıyor. Yeni bir telefonun heyecanı, eski bir dostluğun hatırından daha değerli hâle gelebiliyor. Otomobiller parlatılırken ilişkiler köreliyor; evler büyürken gönüller küçülüyor.
Teknolojinin sunduğu imkânlar sayesinde insanlık tarihinin belki de en bağlantılı dönemini yaşıyoruz. Ancak aynı zamanda en yalnız dönemlerinden birine de tanıklık ediyoruz. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes anlatıyor ama kimse anlamaya çalışmıyor. Çünkü ortak meselelerimizin yerini kişisel vitrinlerimiz aldı.
Çağın ruhu da bu tabloyu besliyor. Sessiz, mütevazı ve vakur insanları değil; öfkeli, çatışmacı ve sürekli görünür olmayı başaranları öne çıkarıyor. Nezaket çoğu zaman güçsüzlük, sükûnet ilgisizlik, tevazu ise başarısızlık gibi algılanıyor. Böyle bir ortamda huzurlu ve sade bir hayat sürmek isteyenler adeta görünmez hale geliyor.
Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyor, gece uyumadan önce son kez ekrana bakıyoruz. Bu süreçte karşımıza çıkan en baskın kelime ise tek bir zamir oluyor:
“Ben.”
Ben ne yedim. Ben nereye gittim. Ben ne düşündüm. Ben ne kazandım!
Toplumun ortak hikâyesi giderek küçülürken bireyin hikâyesi büyüyor; hatta çoğu zaman her şeyin önüne geçiyor. Oysa insan yalnızca kendisinden ibaret değildir. İnsan, başkalarıyla kurduğu bağlar kadar insandır. Belki de asıl mesele burada yatıyor. Çünkü insan sadece konuşarak, sadece görerek ya da sadece düşünerek yaşayamaz. Hayatı anlamlandırmak için aklın, vicdanın, duygunun ve tecrübenin birlikte çalışması gerekir. Toplumsal kurtuluş da bireysel gösterişten değil, ortak duyarlılıktan geçer.
Elbette dünyayı bir köşe yazısıyla değiştirmek mümkün değil. Çağın gürültüsünü bir anda susturmak da öyle. Ancak küçük tercihler büyük sonuçlar doğurabilir. Komşumuzu telefonumuzdan, dostluğumuzu arabamızdan, insanı eşyadan daha değerli görmeyi yeniden öğrenebiliriz. Belki o zaman “ben” in yanına yeniden “biz” i koyabiliriz. Gerisi, hepimizin günlük hayatında vereceği küçük ama anlamlı kararların sonucudur.
Hadi, işimize bakalım.
Yorum Yazın