Her gün onlarca olaya tanıklık ediyor, yüzlerce mesaja maruz kalıyor, sayısız insanla etkileşime giriyoruz. Peki tüm bunları gerçekten olduğu gibi mi görüyoruz? Yoksa gördüğümüz şey, zihnimizin bize sunduğu bir yorumdan mı ibaret?
İnsan zihni, bir madalyonun iki yüzü gibi çalışan iki güçlü mekanizmaya sahiptir: bilinç oluşumu ve algı yönetimi. Bu iki süreç, farkında olsak da olmasak da hayatımızın yönünü belirler.
Bilinç, yalnızca uyanık olmak değildir. Kim olduğumuzu, neye inandığımızı, neyi sevip neyi sevmediğimizi belirleyen içsel bir pusuladır. Geçmiş deneyimlerimiz, kültürümüz, ailemiz, öğrendiklerimiz ve yaşadıklarımız bu pusulayı şekillendirir. Aslında her birimiz, hayat boyu edindiğimiz izlerin toplamıyız.
Ancak mesele yalnızca bilinç değil. Bir de algı var. Aynı olaya bakan iki insanın bambaşka sonuçlara ulaşabilmesi tesadüf değildir. Çünkü algı, dış dünyayı olduğu gibi değil, zihnimizin süzgecinden geçtiği haliyle görmemizi sağlar. İnançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz ve hatta o anki ruh halimiz, gerçeğin üzerini ince bir filtre gibi kaplar.
İşte tam bu noktada “algı yönetimi” devreye girer.
Algı yönetimi çoğu zaman dış dünyayı manipüle etmek gibi anlaşılır. Oysa en önemlisi, kişinin kendi algısını yönetebilmesidir. Bir başarısızlığı “yetersizlik” olarak mı göreceğiz, yoksa “öğrenme fırsatı” olarak mı? Bir eleştiriyi saldırı mı sayacağız, yoksa gelişim için bir geri bildirim mi?
Hayatın kalitesi, çoğu zaman olaylardan çok onlara yüklediğimiz anlamla ilgilidir.
Elbette bu kolay değildir. Zihnimiz hızlı tepki vermeye eğilimlidir. Bir söz duyarız ve hemen kırılırız. Bir hata yaparız ve kendimizi acımasızca yargılarız. Oysa bilinçli bir duruş geliştirmek, o ilk tepkiyle son tepki arasına küçük bir düşünme boşluğu koyabilmektir.
Açık fikirli olmak, önyargıları sorgulamak ve düşüncelerimizi eleştirel bir süzgeçten geçirmek; zihinsel sağlığın temel taşlarıdır. Çünkü yönetilmeyen algı, zamanla bizi yönetmeye başlar.
Bugün içinde yaşadığımız bilgi çağında, yalnızca dış dünyadaki algı operasyonlarına değil, kendi iç dünyamızdaki otomatik düşüncelere karşı da dikkatli olmalıyız. Zihnimiz bizim en güçlü aracımızdır; ama aynı zamanda en büyük yanılgı kaynağımız olabilir.
Belki de asıl mesele şudur: Dünya gerçekten nasıl bir yer?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman şuna bağlıdır: Biz onu nasıl görmeyi seçiyoruz?
Bilinç ve algı… Hayatımızın görünmeyen mimarları. Onları tanımak, aslında kendimizi tanımaktır.
Yorum Yazın