Türkiye haftalardır, yargı koridorlarında senaryosu yazılan ve ana muhalefet partisini felç eden bir "kesin hükümsüzlük-mutlak butlan" kavgasının esiri edilmiş durumda. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararıyla patlak veren bu kriz, koltuk kapma derdine düşen "butlancılar" ile mevcut yönetim arasındaki o kör dövüşü, ekranları insafsızca işgal ediyor. Peki, bu kurultay tiyatrosu, bu iki başlılık karambolü en çok kimin işine yarıyor? Tabii ki ülkeyi uçurumun eşiğine getiren, yönetme kabiliyetini tamamen yitirmiş AKP hükümetinin!
Bir gazeteci olarak sormak zorundayım: Ekranlarda bu kayıkçı kavgası sürerken, bu ülkenin sokaklarında, meydanlarında, mutfaklarında neyin üstü örtülüyor? Bugün AKP hükümeti, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik çöküşünü, toplumsal çaresizliğini halkın gözünden kaçırmak için muazzam bir "gündem mühendisliği" yürütüyor. Yargı sistemini bir giyotin gibi kullanarak muhalefeti kendi içine gömüyor, alanları boşaltıyor. Neden mi? Çünkü sokaktan yükselen o çığlık, iktidarın saray duvarlarını sarsacak kadar büyüdü! Halk gerçek gündemini konuşmasın, sokağın sesi Ankara’ya ulaşmasın diye memleketin üzerine bu yapay CHP krizi bir sis bombası gibi bırakılıyor.
Sokak Aç, Sokak Öfkeli, Sokak Sessizliğe Mahkûm!
Hükümet, ülkeyi öyle bir ekonomik enkaza çevirdi ki; memur, işçi, esnaf ve çiftçi adeta can çekişiyor. Tarımı, hayvancılığı, sanayisi bitirilen Türkiye, her konuda dışa bağımlı, avuç açan bir ülke haline getirildi.
-
Açlığa Terk Edilen Emekli: Ömrünü bu ülkeye vermiş milyonlarca emekli, açlık sınırının yarısına bile denk gelmeyen maaşlarla, pazar artıklarıyla beslenmeye mahkûm edildi. Torununa harçlık veremeyen, ekmek kuyruklarında ömür tüketen yaşlılarımızın ahı bu ülkenin tepesinde asılı duruyor.
-
Geleceği Çalınan Gençlik ve Atanmayan Öğretmenler: Üniversite mezunları işsizlik kıskacında intiharın eşiğine sürüklenirken; ömrünü eğitime adamış binlerce atanmayan öğretmen, mülakat tiyatrolarıyla, yandaş kayırmalarıyla ve ekonomik çaresizlikle baş başa bırakılıyor.
Hükümet bu çaresizliği görüyor ama çözemiyor. Çözemedikçe de sokağın sesini kısmak için devletin tüm gücünü bir baskı aracına dönüştürüyor. Vatandaş geçim sıkıntısını haykırmak için sokağa çıksa karşılarında copu, biber gazını buluyor. Hak aramak, "Açım" demek, "Geçinemiyorum" diye feryat etmek anında "suç" potasında eritiliyor. İnsanlar en demokratik hakkını aramaktan, sosyal medyada iki satır eleştiri yazmaktan korkar hale getirildiyse; bu, AKP’nin ülkeyi getirdiği "hukukla korkutma ve sindirme" rejiminin ta kendisidir! Sokak sağır edilmek isteniyor ki iktidarın çaresizliği ifşa olmasın.
Toprak Yağmalanıyor, Doğa Katlediliyor!
Sadece ceplerimiz değil, geleceğimiz, dağlarımız ve nehirlerimiz de yağmalanıyor. Ülkenin dört bir yanında, emperyalist maden şirketlerine peşkeş çekilen topraklarımızı korumak için köylüler, madenciler, vatanseverler direniyor.
Anadolu’nun derelerini, ormanlarını korumak için siyanürlü ölüme karşı duran madenci direnişleri, memleketin asıl haysiyet mücadelesidir. Halk, iktidarın bu vahşi maden çıkarma ve sömürge politikalarına karşı doğasını koruma çaresizliğiyle meydanlardayken; bu çığlığı duyması ve sokağa öncülük etmesi gereken iki başlı muhalefet, kendi içindeki koltuk savaşından kafasını kaldırıp alanlara inemiyor, halkın hakkını savunamıyor!
Karanlık Yapılar Kuşatırken Muhalefetin Sessizlik Suçu
Gündem bu suni tartışmalarla sarmalanmışken, laik cumhuriyetin altını oyan gelişmeler sinsice ilerliyor:
-
Eğitimde Ortaçağ Karanlığı: Daha birkaç hafta önce Batman’da, Anayasa’nın 174. maddesindeki İnkılap Kanunlarına açıkça meydan okunarak, gayriresmi medreselerde onlarca kız çocuğu için icazet törenleri düzenlendi. Tarikatlar eğitim alanında kurumsallaşırken, iki başlı muhalefetten tek bir haysiyetli ses çıkmadı!
-
Katiller, İstismarcılar Sokakta: 6 yaşındaki küçücük kız çocuğunu evlendiren, onu cinsel istismara maruz bırakan cemaat vakfı kurucuları "sağlık" bahanesiyle elini kolunu sallayarak tahliye ediliyor. Adalet, sadece garibana ve hakkını arayan işçiye, öğretmene işliyor!
-
Bölücü Planlar ve NATO Kuşatması: Terör örgütü elebaşı için bebek katilleri adına özgürlük mitingleri planlanırken, Türkiye’yi Asya’daki komşularıyla karşı karşıya getirecek ve güvenlik bahanesiyle özgürlükleri daha da daraltacak Temmuz ayındaki NATO Zirvesi kapıdayken; bu iki başlı yapı tam bir sessizlik suçu işliyor. Çünkü her iki başın da aslında birbirinden ideolojik bir farkı yok; ikisi de emperyalistlerin gözüne girmeye çalışıyor, "terörsüz Türkiye" masallarıyla milleti uyutuyor.
Çözüm: Koltuk Kavgasını Bırakmak, Halkın ve Cumhuriyetin Kalesine Sahip Çıkmaktır!
AKP hükümeti, işte bu devasa çöküş, bu gericileşme ve bu teslimiyet politikaları tartışılmasın diye yargı sopasıyla CHP’yi bölmeye çalışıyor. Yapılacak bir anayasa değişikliğiyle ülkeyi tamamen hukuksuz, eğitimsiz bir karanlığa gömmek istiyorlar.
Bu durumda yapılması gereken, küsüp kenara çekilmek ya da yeni partiler kurarak iç ve dış güçlerin ekmeğine yağ sürmek değildir. Asıl hedef; laik cumhuriyetin ve bu ülkenin tek güvencesi olan CHP’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmaktır.
Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş her bir CHP üyesine bugün tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Partiyi bu işgalden ve iki başlılık acziyetinden kurtarmak, koltuk kapma derdindeki "butlancılara" meydanı bırakmamak zorundayız. Parti içi demokrasi yoluyla tam bağımsızlıkçı, Atatürkçü ve ulusal bir seçeneği partinin merkezine taşımalıyız.
Aç kalan emeklinin, atanamayan öğretmenin, toprağı yağmalanan köylünün sessizliğe mahkûm edilen sesini gürleştirmek istiyorsak; önce kurucu iradeye ve onun kalesine sahip çıkacağız, bu kirli oyunu bozacağız!
Yorum Yazın