İçinde yaşadığımız çağ, bilgiye ulaşmanın ve düşünceleri paylaşmanın tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir iletişim çağıdır. Sosyal medya platformları, milyonlarca insanın düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, kamu yönetimini denetleyebildiği ve toplumsal olaylara tepki gösterebildiği önemli mecralar hâline gelmiştir.
Demokratik bir hukuk devletinde yöneticiler, siyasetçiler, kamu gücünü kullananlar ve toplumda tanınmış kişiler, eleştiriye daha fazla tahammül göstermek durumundadır. Devleti yönetenler ya da kamuoyunda tanınmış olmak, kişiyi eleştirinin üzerinde veya dışında bir konuma taşımaz. Tam tersine, kamu adına görev yapanlar ve toplum önünde bulunan kişiler, demokratik denetimin doğal bir parçası olan eleştirilere açık olmalıdır.
Anayasaların temel dayanaklarından biri eşit yurttaşlık ilkesidir. Hukuk önünde herkes eşittir. Hiç kimse makamı, görevi, siyasi gücü veya tanınmışlığı nedeniyle diğer vatandaşlardan daha ayrıcalıklı bir koruma beklentisi içinde olmamalıdır. Aynı şekilde hiçbir vatandaş da düşüncesini ifade ettiği için haksız bir baskıyla karşı karşıya kalmamalıdır.
Son yıllarda sosyal medya üzerinden yapılan eleştirilerin daha sık hukuki süreçlere konu olması, toplumda çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiştir. Hakaret, iftira ve kişilik haklarına saldırı elbette hukuk tarafından karşılıksız bırakılmamalıdır. Ancak sert eleştiri ile hakaret arasındaki sınırın dikkatle gözetilmesi, ifade özgürlüğünün korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Toplumda zaman zaman, sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan davaların eleştirileri caydırdığı, hukuk mekanizmasının eleştirel sesleri baskılamak amacıyla kullanıldığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu tür değerlendirmeler, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki hassas dengeye ilişkin önemli bir tartışmayı gündeme getirmektedir. Hukukun temel amacı, düşünceyi susturmak değil; hak ve özgürlükleri adil biçimde korumaktır.
Öte yandan dijitalleşmeyle birlikte sosyal medya kaynaklı davalar yeni bir hukuk alanı oluşturmuş, bu alanda çalışan avukatların sayısı da artmıştır. Bazı çevrelerde ise eleştiriler sonrasında açılan davalar ve talep edilen tazminatlar nedeniyle, sosyal medya uyuşmazlıklarının zamanla ekonomik bir boyut kazandığı yönünde eleştiriler dile getirilmektedir. Bu değerlendirmeler bulunsa da her hukuki uyuşmazlık kendi somut koşulları içinde ve bağımsız yargı tarafından değerlendirilmektedir.
Demokrasiler, eleştiriden korkan yönetimlerle değil; eleştiriyi dinleyen, yanlışlarını düzeltme iradesi gösteren yönetimlerle güçlenir. Eleştiriyi baskı altına almaya yönelik her yaklaşım, toplumda ifade özgürlüğü konusunda kaygıları artırabilir. Oysa güçlü devlet, vatandaşının eleştirisinden korkmayan devlettir. Güçlü siyasetçi ise farklı düşünen insanları susturmaya çalışan değil, onları dinleyebilen siyasetçidir.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz anlayış; korkunun değil özgürlüğün, baskının değil hukukun, ayrıcalığın değil eşit yurttaşlığın hâkim olduğu bir demokratik kültürdür. Çünkü hukuk, iktidarın eleştiriyi bastırma aracı değil; herkesin hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ortak adalet mekanizmasıdır.
Eleştiri demokrasinin nefesidir. Bu nefesi kesmeye çalışan anlayışlar, yalnızca bireylerin ifade özgürlüğünü değil, toplumun ortak geleceğini de zayıflatır. Gerçek demokrasi; farklı fikirlerin özgürce dile getirilebildiği, hukukun herkese eşit uygulandığı ve hiçbir makamın ya da kişinin kendisini eleştirinin üstünde görmediği bir düzende hayat bulur.
Hüseyin Okumuş
Gazeteci -Yazar -STK Yöneticisi
Yorum Yazın