Çocukluğumuzun o tertemiz havasını içimize çektiğimiz, her taşına, her patikasına hatıralarımızın sindiği Mesudiye topraklarına baktığımda, bugün sadece geçmişi değil, hepimizin ortak geleceğini görüyorum. Bir STK başkanı olarak bölgenin nabzını tutan, her anını gözlemleyen ve bu topraklara karşı derin bir aidiyet duyan bir kardeşiniz olarak inanıyorum ki Mesudiye’de kalkınma, kâğıt üstündeki taslaklarla değil, yürekten bir sahiplenmeyle ve kararlı adımlarla yapılmalıdır.
Bugün bizlere düşen en temel görev, köy yaşamını geçmişin mahrumiyetlerinden tamamen arındırarak modernleştirmektir. Ulaşım ağlarının güçlendirilmesi, kesintisiz iletişim imkânları, nitelikli eğitim şartları ve modern üretim altyapısı; göçü durdurmanın ve kırsalda yaşam kalitesini artırmanın en net yolu olarak hayata geçirilmelidir. Köyde yaşamak artık bir zorluk değil; konforlu, üreten ve öncü bir tercih olacak şekilde tasarlanmalıdır. Bu dönüşümde sivil toplum kuruluşları olarak bizler, toplumsal bilinçlenmenin en güçlü öncüsü olma sorumluluğunu yerine getirmeliyiz.
Bölgenin engebeli ve sert coğrafi yapısı asla bir dezavantaj olarak görülmemelidir; aksine bu gerçeğin bilinciyle en doğru adımlar atılmalıdır. Bilinçli toprak kullanımı ve doğru bahçe bilinciyle tarlalarımızda yüksek verimli tarımsal ürünler yetiştirilmeli; zengin floramız hayvancılıkla ve özellikle katma değeri yüksek arıcılık faaliyetleriyle taçlandırılmalıdır. Geleneksel üretim tekniklerimizi korurken, modern tarım yöntemleri ve uzman eller projeleri çiftçimizle buluşturularak üretim gücümüz katlanmalıdır.
Bu kalkınma hamlesine en büyük ivmeyi verecek olan ise kadınlarımızın üretken gücüdür. Kırsal kalkınma, kadınlarımızın sadece üreterek değil, bildiklerini öğreterek bu sürece liderlik etmesiyle kusursuz bir başarıya ulaştırılmalıdır. Kadının emeğinin ve vizyonunun değdiği her alan bereketlendirilmeli; yerel ekonomimiz kadınlarımızın öncülüğüyle gerçek gücüne kavuşturulmalıdır.
Bölgesel kalkınma, yerel dinamiklerin ve sivil toplumun omuz omuza vermesinin yanı sıra, yerel yönetimlerin halka açtığı karar alma mekanizmaları ve Büyükşehir Belediyesinin bölgedeki varlığını güçlü bir şekilde hissettirmesiyle hedefine ulaştırılmalıdır. Coğrafi yapının getirdiği zorluklarla mücadele eden bu dağlık bölgeye Büyükşehirin ve yerel yönetimlerin vereceği etkin destekle, köylerimizin altyapıdan üretime her alanda ayağa kalkması sağlanmalıdır. Kamu gücünün bu katılımı, halkımıza çok daha güçlü bir moral ve teşvik sunacak şekilde planlanmalıdır.
Tabii ki bu süreci taçlandıracak en önemli geleneklerimizden biri de hafızamızdaki köklü buluşmalardır. Tam 36 yıldır gerçekleştirilen Mesudiye Kurultayları, bu bölgenin ortak aklı ve kalkınma pusulası olarak yaşatılmalıdır. Geçmiş yıllarda, kurultayların içinde bizzat yer alan ve kamu otoritesini temsil eden kaymakamlarımızın varlığıyla, bölgenin ihtiyaçlarının doğrudan devlete aktarılması ve kamu yatırımlarının Mesudiye ile hızla buluşması yeniden sağlanmalıdır. Bugün bu kamusal sinerjiyi canlandırmak, devletimizin şefkatli ve destekleyici elini bölgede daha gür bir sesle hissettirecek adımlar atılmalıdır.
Kamu desteğini, büyükşehirin imkânlarını ve yerel halkın azmini kooperatif çatısı altında birleştirmeliyiz. Küçük üreticimizin pazardaki sesini gürleştirmeli; kırsal turizmden el sanatlarına, arıcılık ve tarım ürünlerimizi e-ticaretle tüm Türkiye’ye ve dünyaya ulaştıran projeler gerçekleştirilmelidir.
Mesudiye’yi izlemeye, onun için dertlenmeye ve bu topraklara hizmet etmeye var gücümüzle devam edeceğiz. Çocukluğumuzun geçtiği bu topraklar; kadınlarımızın üretkenliği, halkımızın güçlü katılımı, büyükşehirin ve devletimizin kararlı desteğiyle, yaşayan, üreten ve bölgesine örnek olan bir merkez olarak yarınlara taşınmalıdır.
Çünkü Mesudiye bizim yuvamız; yuvamızı hak ettiği parlak geleceğe taşımak ise hepimizin omuzlarında yükselen en kutsal görev olarak yerine getirilmelidir!
Yorum Yazın