“Önce insan!” Ne kadar güzel ne kadar güçlü ve ne kadar tanıdık bir söz. Dillerde dolaşa dolaşa bir mottoya, neredeyse tartışılmaz bir doğruya dönüştü. Fakat insan ister istemez soruyor: Gerçekten önce insan mı? Eğer öyleyse neden kararlarımızın merkezinde kimi zaman insanın yerine para, güç, makam, ideoloji ya da çıkar oturuyor? Neden insan için kurduğumuzu söylediğimiz düzenlerde yine en kolay gözden çıkarılan insan oluyor? Belki de sorun, bu sözü yeterince söylemememiz değil, söylediğimiz sözle yaşadığımız hayat arasındaki mesafenin giderek büyümesidir.
İnsanlık hiç olmadığı kadar bilgili ve güçlü. Uzakları yakın ediyor, hastalıklarla mücadele ediyor, doğanın sırlarını çözüyor, saniyeler içinde dünyanın öteki ucuna ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu ilerleme insanı daha değerli kılmaya yetiyor mu? Aynı dünyada bollukla yoksulluk, özgürlükle baskı, merhametle şiddet yan yana yaşayabiliyor. Bir yerde ihtiyaçtan fazlası tüketilirken başka bir yerde en temel ihtiyaçlara ulaşmak bile mücadeleye dönüşebiliyor. O hâlde gelişmişliği yalnızca ürettiğimiz teknolojiyle, biriktirdiğimiz servetle ya da yükselttiğimiz binalarla ölçebilir miyiz? İnsanın değerini unutan bir ilerlemeye gerçekten ilerleme denebilir mi? Belki uygarlığın gerçek ölçüsü, ne kadar çok şeye sahip olduğumuz değil, sahip olduğumuz güç karşısında insana ne kadar yer bıraktığımızdır.
Hiçbir düşünce bütünüyle iyi, hiçbir düzen bütünüyle kusursuz değildir. Çünkü bütün sistemlerin sonunda yine insan vardır; ihtirasıyla, korkusuyla, vicdanıyla ve merhametiyle. Bu yüzden asıl mesele “Önce insan” demek değil, insanı gerçekten önceleyebilmektir. Kazanırken başkasının hakkını, yönetirken adaleti, üretirken doğayı, konuşurken karşımızdakinin onurunu unutmamaktır. Belki de dünyayı değiştirmek için önce şu basit soruyu kendimize sormamız gerekir:
Bir karar verirken gerçekten insanı mı düşünüyoruz, yoksa insanı kendi çıkarlarımızın güzel bir gerekçesi hâline mi getiriyoruz? Çünkü sözler insanı yüceltebilir; fakat insanın gerçek değeri sözlerde değil, ona nasıl davranıldığında ortaya çıkar. “Önce insan” bir slogan olarak kaldığı sürece güzel bir temennidir; yaşandığı gün ise medeniyettir.
Yorum Yazın