Prof.Dr. SERDAR EPÖZDEMİR
Prof.Dr. SERDAR EPÖZDEMİR

12 SAAT

Yayınlanma: 22 Temmuz 2026
59426 Görüntüleme
Bu ülkede saatler vatandaşlar gibi olmuş. Sabah işe giderken başka çalışıyorlar, akşam eve dönerken başka. Dün aldığınız kararın bugün eski, bugün duyduğunuz haberin akşama yalan, akşam yalanlanan haberin ertesi sabah yeniden doğru olma olasılığı mevcut. Bu yüzden bizde takvimler tarih göstermiyor; "gündemin kaçıncı kez değiştiğini” sayıyor. Hasta yatağında takip ettiğimiz yoğun bakım hastaların da saatin olmadığını keşfetmiştim. Sürekli aydınlık ışıklar ve monitörler içinde belirli bir süre sonra gün-gece ayrımı ortadan kalkıyordu. Bunu şimdilerde dışarıdaki hayatta da görmeye başladım. Saatlerin, günlerin ve haftaların hızlıca aktığını zamanın hızlandığını konuşuyoruz oysa değişen gündemler bunun bir yanılsama olduğunu bize gösteriyor. Bir de dijital uğraşıların zamanın kaybında önemli bir rol oynadığı da aşikâr. Düşünün telefonunuzda sosyal medya temasınızın siz de zaman algısını ortadan kaldırdığını fark etmiyorsunuz bile.

Eskiden insanlar saat alırken su geçirmez olmasına bakardı. Şimdi gündem geçirmez saat icat edilse, en çok satan ürün olur. Biz öyle bir memlekette yaşıyoruz ki, sabah "Bu kadar da olmaz." dediğiniz şey, öğleden sonra sıradanlaşır. Akşam da biri çıkar, "Asıl durun, daha başlamadık." der. Plan yapmaya kalkarsınız. Bir arkadaşınız, "Haftaya görüşelim." der. Siz temkinli davranır, "Önce şu akşamı atlatalım." diye cevap verirsiniz. Çünkü bu ülkede gelecek hafta, bilim kurgu kategorisine girmeye başlamıştır. En zor mesleklerden biri de yorumculuktur. Adam sabah televizyona çıkıyor, kesin konuşuyor.
Akşam aynı cümleyi açıklamak için yeniden yayına çıkıyor. Ertesi gün ise "Ben aslında onu kastetmemiştim." diyerek üçüncü programa katılıyor. Ülkemizde düşünceler bile mesai usulü çalışıyor. Bizim çocukluğumuzda büyükler, "Evladım, acele karar verme." derdi. Şimdi acele etmezseniz kararın konusu değişiyor. Bu yüzden "Bu ülkede 12 saat uzun süre." sözü bence eksik. On iki saat uzun süre değil fakat o saatler içerisinde bir ömürlük gündemler yaşanıyor.
Asıl sıkıcı olan biri çıkıp soruyor: "Bu kadar değişikliğe nasıl alışıyorsunuz?" Ne yani alışıyoruz diyemeyince: “Alışmıyoruz sadece şaşırma hakkımızı tasarruflu kullanıyoruz” diyoruz. Gözümüzden sakınacağımız her değerli kaynağın tüketilmediği bir ortam yaratma çabasında olan, sıradan ilişkilerden kaçan biri olarak diyorum ki: zamanınıza ve ortamınıza sahip çıkın, değer verdiğiniz insanları koruyun ve kollayın aynı şeyi sevdiğiniz uğraşılar için de gösterin. Sahip çıkın ömrünüze.

Yazılarıma Temmuz ve ağustos aylarında ara vereceğim. Eylül ayında yeni köşe yazılarımda görüşmek üzere. Sevgi ve Saygılarımla.
 

Yorum Yazın