Prof.Dr. SERDAR EPÖZDEMİR
Prof.Dr. SERDAR EPÖZDEMİR

DİJİTAL KÖLELİK

Yayınlanma: 05 Eylül 2026
95182 Görüntüleme

Eski dünyanın şiddeti dürüsttü; düşman dışarıdaydı, kırbaç somuttu. Bugün ise sınırların eridiği, ekranların parıldadığı pürüzsüz bir dijital hapishanede yaşıyoruz. Kimse bize zorla bir şey yaptırmıyor, aksine her şeyi "gönüllü" olarak yapıyoruz. Peki o halde neden tarihin en bağlantılı çağında, hiç olmadığı kadar yalnız, depresif ve tükenmiş hissediyoruz?

Çünkü dijitalleşme, şiddeti ortadan kaldırmadı; onu estetize ederek doğrudan ruhumuza enjekte etti. Byung-Chul Han’ın dikkat çektiği gibi, her anımızı sergilediğimiz sosyal medya platformları aslında modern birer gözetleme kulesidir. Bu şeffaflık düzeninde gizem yok edilmiş, insan ilişkileri anlık tüketime ve puanlamaya indirgenmiştir. Akıllı telefon ekranları, bizi dünyaya bağlayan bir pencere değil, bizi kendimizden koparan dijital prangalara dönüşmüştür. 
Bu yeni düzende dildeki "kötü" ve rahatsız edici her şey elenir; geriye sadece sahte bir "Like" (Beğeni) kültürü kalır. Sosyal medyanın o pürüzsüz akışı, insanı sarsan ve düşündüren gerçek acıları görünmez kılar. Algoritmalar bizi sürekli tüketmeye, sürekli onaylanma arzusuyla kendimizi sergilemeye zorlar. Başkalarının kusursuz filtrelenmiş hayatlarına bakarak büyüttüğümüz yetersizlik hissi, dijital çağın en rafine işkencesidir. 

Sonuç olarak dijitalleşme, özgürlük maskesi takmış sinsi bir tahakkümdür. Bizi bildirimlerle uyuşturur, sürekli "çevrimiçi" tutarak durma ve düşünme yetimizi elimizden alır. Akıllı cihazlarımızın ekranını her kaydırdığımızda, aslında kendi ruhumuzu sömüren sistemin çarkını biraz daha döndürüyoruz. Eğer bu dijital esarete karşı ekranı kapatıp, en azından süresini azaltıp, durmayı başaramazsak, kendi kendimizin celladı olmaya devam edeceğiz. 


 

Yorum Yazın