Hüseyin Okumuş
Hüseyin Okumuş

Eylülün Sessizliği ve Metropolün Çıkmazı

Yayınlanma: 02 Eylül 2026
127616 Görüntüleme

Eylül ayı kapıyı çaldığında Türkiye’nin köylerinde eskiden başka bir telâş başlardı. Defterler kahverengi kâğıtlarla kaplanır, köyün tek öğretmenli mektebinde soba boruları temizlenir, tarladan dönen köylünün yorgunluğu çocukların okul ziliyle unutulurdu. Bugün ise eylül, Anadolu’nun pek çok köyü için yalnızca derinleşen bir sessizliğin ve göçün kapısını aralıyor. Köy okullarının birer birer kilit vurulup kapatılması, yalnızca eğitimin merkezileşmesi anlamına gelmedi; aynı zamanda o toprağın damarlarını kesen, köyü üretimden koparan ve metropollerin beton yığınlarına mahkûm eden sessiz bir felaketin tetikleyicisi oldu.

Bir köyden okulu aldığınızda, o köyün gelecekte var olma gerekçesini de elinden alırsınız. Çocuğunun eğitim hakkını kendi köyünde kullanamayan ana baba, çareyi toprağını, ineğini, bağını bahçesini satmakta ya da kaderine terk edip büyük şehrin yolunu tutmakta buldu. Taşımalı eğitimin çarkları arasında ezilen aileler, çareyi büyükşehirlerin gecekondu mahallelerinde veya varoşlarında ararken, köylerde yalnızca arkasına bakmadan gidenlerin bıraktığı terk edilmiş evler kaldı. Üreten, eken, biçen, kendi kendine yeten o kadim köylü kimliği böylece tasfiye edildi.

Bu göç dalgası, yalnızca kırsalın boşalmasıyla kalmadı; büyükşehirlerin sosyolojik dokusunu da telafisi imkânsız biçimde yaraladı. Kendi toprağından, kültüründen ve üretim ilişkilerinden koparak megakentlerin gettolarına sıkışan milyonlarca insan; kentsel yabancılaşmanın, ekonomik çıkmazın ve sosyal çözülmenin tam ortasında kaldı. Sabahın kör karanlığında köyünde traktör kasasında okula gitmeye çalışan o çocuk, yıllar sonra büyük şehrin kaotik sokaklarında hayata tutunmaya çalışan mutsuz bir bireye dönüşüyor. Köyde üretmeyen, büyükşehirde ise sisteme entegre olamayan koca nesiller, yanlış eğitim politikalarının ve merkeze insanı koymayan kalkınma anlayışının faturasını ödüyor.

Bugün okullar yeniden açılırken, yurdun dört bir yanında hâlâ kapısına kilit vurulmuş o binlerce taş mektep maziye boyun büküyor. Oysa çare büyükşehirlerdeki banliyöleri büyütmek, insanları köklerinden koparıp beton labirentlere hapsetmek değil; köyü kendi yerinde yaşatabilmektir. Bir memleketi kalkındırmak istiyorsanız önce köyün okulunu açacak, öğretmeni yeniden o toprağın en kıymetli öznesi yapacaksınız. Çocuklar doğdukları topraklarda okuyabilsin, köyler yeniden üretime dönsün ki ne Anadolu’nun o kadim nefesi kesilsin ne de büyükşehirler bu devasa göç yükünün altında ezilsin.
bir veya daha fazla kişi görseli olabilir

Yorum Yazın