Hüseyin Okumuş
Hüseyin Okumuş

HALKIN İRADESİNE DAHA FAZLA DOKUNMAYIN!

Yayınlanma: 11 Eylül 2026
187156 Görüntüleme
“Hayat bir nefestir aldığın,
hayat bir kafestir kaldığın,
hayat bir hevestir aldığın…”
Anadolu’nun eski sözlerinden süzülen bu cümleler, insana hayatın ne kadar kısa olduğunu hatırlatır. Makamlar, koltuklar, güç ve iktidar geçicidir. Geride kalan ise insanların vicdanında bıraktığınız izdir.
Bugün Türkiye’nin en önemli tartışmalarından biri, yalnızca siyasi partiler arasındaki mücadele değildir. Asıl mesele, sandıkta ortaya çıkan halk iradesine ne kadar saygı gösterildiğidir.
Seçmen bir belediye başkanını tercih etmişse, o tercihin üzerinde siyasi baskı oluşturmak; belediyenin hizmet üretmesini zorlaştırmak; seçilmiş yöneticileri sürekli soruşturma, gözaltı, tutuklama ve benzeri baskı mekanizmalarıyla karşı karşıya bırakmak, yalnızca bir kişiyi değil, o kişiye oy veren milyonlarca insanı ilgilendirir.
Çünkü belediye başkanının arkasında yalnızca bir siyasi parti yoktur.
Sandıkta oy kullanmış insanlar vardır.
Ve demokrasinin temel kuralı açıktır: Seçmenin verdiği oy, seçimden sonra yok sayılamaz.
Muhalefetin kazandığı belediyelerde yaşanan her siyasi ve hukuki süreç elbette hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bir suç iddiası varsa hukuk işletilir, delil varsa mahkemeler karar verir. Ancak hukuk ile siyasi baskı arasındaki çizginin korunması demokrasinin geleceği açısından hayati önem taşır.
Çünkü demokrasi yalnızca iktidarın kazandığı seçimlerde demokrasi değildir.
Demokrasi, iktidarın kaybettiği seçim sonuçlarına da saygı gösterebilmektir.
Bugün seçilmiş belediye başkanlarının baskı altında bırakıldığı, belediyelerin hizmet üretme kapasitesinin zayıflatıldığı veya siyasi baskılarla yöneticilerin saf değiştirmeye zorlandığı yönündeki tartışmalar toplumda ciddi bir endişe yaratmaktadır.
Hele ki seçilmiş belediye başkanlarının çeşitli baskılar sonucunda siyasi tercihlerini değiştirmeye zorlandığı algısı güçleniyorsa, burada yalnızca siyasetçilerin değil, demokrasinin kendisinin zarar göreceğini herkes görmelidir.
Bir belediye başkanını kazanmak için sandığa gitmek yerine, seçmenin tercih ettiği siyasi yapıyı zayıflatmaya çalışmak; belediye başkanlarını çeşitli baskılar altında siyasi olarak devşirmeye yönelmek, kısa vadede siyasi kazanç sağlayabilir.
Fakat uzun vadede bunun bedeli çok ağır olur.
Çünkü halk şunu sorar:
“Benim verdiğim oy nereye gitti?”
Sandıkta bir partiye veya adaya verilen oy, seçim gecesi siyasetçinin şahsi malı haline gelmez.
O oy, milletin emanetidir.
Seçilmiş bir belediye başkanı partisinden ayrılabilir. Siyasi tercih değiştirebilir. Bunun demokratik yolları vardır. Ancak toplumun asıl hassasiyeti, bu değişimin baskı, korku, tehdit veya siyasi kuşatma altında gerçekleşip gerçekleşmediğidir.
Devlet gücü ile siyasi rekabet birbirine karıştırılmamalıdır.
Devletin kurumları güçlü olabilir.
Hukuk güçlü olabilir.
İktidar güçlü olabilir.
Ama bütün bunların üzerinde bir güç daha vardır:
Milletin iradesi.
Sandıkta ortaya çıkan iradeye saygı gösterilmediğinde, bugün kazanan taraf yarın aynı yöntemlerin mağduru olabilir.
Siyasette hiçbir güç sonsuza kadar sürmez.
Hiçbir makam kalıcı değildir.
Hiçbir koltuk sahibine ebediyet vadetmez.
İşte Anadolu’nun o eski sözü tam da burada anlam kazanıyor:
Hayat bir nefestir aldığın,
hayat bir kafestir kaldığın,
hayat bir hevestir aldığın…
Öyleyse makamların geçiciliğini, gücün emanet olduğunu ve siyasetin halk için yapılması gerektiğini unutmamak gerekir.
Bugün iktidarın elinde olan güç, yarın başka bir iktidarın elinde olabilir.
Bugün muhalefetin yaşadığı bir uygulama, yarın iktidarın kendisinin karşısına çıkabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “Kim kazanıyor?” meselesi değildir.
Mesele, “Türkiye nasıl bir demokrasi istiyor?” meselesidir.
Seçilmiş belediye başkanlarını çalıştırmak, belediyelerin önünü açmak, hukukun bağımsızlığını korumak ve siyasi rekabeti sandıkta yapmak gerekir.
Halkın tercihlerini değiştirmeye çalışmanın yolu baskı değil, ikna olmalıdır.
Sandıkta kaybeden, bir sonraki seçime hazırlanmalıdır.
Kazanan ise kazandığı gücü rakibini yok etmek için değil, halka hizmet etmek için kullanmalıdır.
Çünkü milletin iradesi üzerinde hiçbir siyasi hesap, hiçbir makam ve hiçbir güç kalıcı değildir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla gerilim değil; hukuk, adalet, özgür siyaset ve sandığa güvendir.
İktidara da muhalefete de düşen görev bellidir:
Halkın iradesine sahip çıkmak.
Seçmenin verdiği oyu küçümsememek.
Sandığın sonucunu değiştirmeye değil, bir sonraki sandıkta halkı ikna etmeye çalışmak.
Ve artık herkes şunu bilmeli:
Halkın iradesine daha fazla uzanmayın.
Çünkü sandık yalnızca oy kullanılan bir yer değildir.
Sandık, milletin sözüdür.
Milletin sözüne saygı göstermek ise demokrasinin başlangıcıdır.

Yorum Yazın